29 Eylül 2004

Manchester United - Fenerbahce

Bir türk olarak 6-2 ye üzüldüm ama bu maç bana Galatasaraylıların açtığı bir pankarttaki sözün ne kadar doğru olduğunu hatırlattı. "Biz daha iyisini yapana kadar en iyisi bu: uefa kupası ve süper kupa."

27 Eylül 2004

Stored Procedure

Allah bunu bulanlardan razı olsun... Destekleyip desteklemedigi henüz muamma olan MySQL'i kullananlarada bu tür bi nimetten nasiplenemediklerini hatırlatmak lazım. Gerci 5.0 sürümüyle destetkleyeceklerdi ama son gelismelerden haberim yok... SP kullanmayanlara önemle duyurulur :)

25 Eylül 2004

Zina yasası gündemden düştü ama

düşerken beni de beraberinde götürdü. Çıkacak olan yeni TCK yasasını protesto etmek isteyen insanların taşıdıkları pankartlar gerçekten çok ilginçti ve içlerinden bir tanesi beni gerçekten şok etti diyebilirim. "Liseli genç kadınlar TCK Yasasını istemiyorlar!"

Karar vermek gerçekten çok mu zor?

Karar vermek neden bu kadar zor insanlar için? Emir almaya ve sorumluluktan kaçmaya o kadar alışmışızki en basit konularda bile birisi bize fikrimizi sorduğunda karar ver(e)miyoruz. Allah yardımcımız olsun...

Can't Take My Eyes Off You

Bu şarkıyı ilk Andy Williams & Denise Van Out 'tan dinlemiş ve çok beğenmiştim. (Öyle sanıyormuşum. Oysaki hiç bir şey göründüğü gibi değildir :) ) Mp3'ü internetten bulup indirmek kolay olacak diye düşünürken hiç de öyle olmadı. Andy Williams & Denise Van Out 'un beraber söyledikleri versiyonunu bir türlü bulamadım ama şarkının en az 20 faklı kişi tarafından söylenmiş halini bulup indirdim. (İndirmek zorunda kaldım.) Uzun uğraşlar sonucu istediğim versiyonunu da bulabildim. Diğer versiyonlarında da takdiri hakeden yorumlar yok değil. Mesela Gloria Gaynor, Béatrice Ardisson, Lauryn Hill, Aqua, Frankie Vali. Bir kaç gün önce bu şarkı bir yerde daha karşıma çıktı ve çok şaşırdım. Komplo Teorisi adlı filmde Mel Gibson ve Julia Roberts 'ın beraber söyledikleri şarkıda buymuş. Bende diyorum bu şarkı biryerden tanıdık geliyor ama....

Unutur muyum?

+----------------------------------------+ |Giderken gözünden sızan yaşını,         | |Bana sarılarak ağlayışını,              | |Döne döne o el sallayışını,             | |Sen unutsan ben hiç unutur muyum?       | +----------------------------------------+

22 Eylül 2004

Kod Adı: Diamondback

Kod adı DiamondBack olan Delphi 9 BorCon 2004'te tanıtıldı... Yeni özelliklerinin tanıtıldığı Delphi 9; Win32, .NET ve C# uygulamaları yapmayı destekliyor.

21 Eylül 2004

Outlook Express Data Converter

Outlook express'te gelen kutusundaki veya diğer kutularda yer alan mailleri html, access vb. formatlara çevirebilecek bir program aranıyor. Görenlerin bildirmleleri önemle rica olunur....

20 Eylül 2004

Blog canımı sıkmaya başladı

herşey iyi hoşta bu yazı yazarken kullandığımız editörün milattan kalması benim canımı fazlasıyla sıkıyor. Doğru dürüst bir Kod yazamıyorum. Ben kastırıp &nbsp koyuyorum amcam &nbsp'leri siliveriyor... Bu forumlardaki gibi niye yapmamışlar anlamak mümkün değil... Alacağın olsun hain köfte...

16 Eylül 2004

Ölesine...

Bugünkü ortalama düzeyde yazılım geliştirme uygulamaları, verimsizliği 20 yıl önce kanıtlanmış, geri kafalı bir yazılım geliştirme yöntemi olan Kodla ve Düzelt usülü programcılığın durgun denizlerinde kımıldayamaz hale gelmiştir.
Steve McConnell (Altına Hücumdan Sonra - After The Gold Rush Redmond, WA: Microsoft Press, 1998 Sayfa 91)

Ntvmsnbc'nin yaptığı büyük ayıp

Ntv'de yayınlanan Ve İnsan programı yeni yayın dönemi ile birlikte yeniden yayınlanmaya başladı. Programın sonunda yer alan resimleri internetten bilgisayarınıza indirmenize yardımcı olan bir program hazırlamıştık ama resimleri internete koyan amcalar ufak bir değişiklik yapınca programımız açıklama metinleri almış olmasına rağmen resimleri gösterirken açıklama dosyası bulunamadı diye hata veriyordu. Resimleri kaydettiği yere gidip bakınca açıklama metinlerinide gayet başarılı bir şekilde almıştı. Sorun neden kaynaklanıyor diye düşünürken "Soldaki Sıfır Önemsizdir" lafı aklıma geldi. Bu matematikte doğru olabilir ama benim programımda soldaki sıfır pekala önemliydi.. :) Efendim sorun şu.. Eskiden resimler 1.jpg, 2.jpg, 3.jpg olarak gidiyordu bende açıklamaları 1.txt, 2.txt, 3.txt olarak kaydediyordum. Amcalarım resimleri 01.jpg, 02.jpg olarak kaydetmeye başlayınca sorun çıktı haliyle. Program açıklama metinleri 01.txt olarak arıyor fakat açıklamalar 1.txt dosyasında. Allahtan sorunu kısa sürede çözdük ama turkiyeweb.com un ftpsi kapalı olduğundan programı güncelleyemiyoruz. Programın yeni halini isteyen olursa sadettinpolat@mail.ru adresine mail atması yeterlidir. Sorun çıkartan satır: memo2.Lines.SaveToFile(Edit1.Text + projectName + '\'+IntToStr(i) + '.txt'); Sorunu çözen satır: memo2.Lines.SaveToFile(Edit1.Text + projectName + '\'+ChangeFileExt(Resimler[i],'') + '.txt'); Programın web sitesi: http://www.turkiyeweb.com/veinsan/

15 Eylül 2004

Sabahın bereketi

Buna inanan bir insan olarak genelde bu nimetten faydalanamayan birisiyim. Uzun süredir ilk defa saat 7:30 da kalkıp dışarı çıkmıştım ki birden sabahın bereketiyle karşılaştım. Ben: Abi bi kısa winston bide kibrit. -3 milyon büfeciye uzatılır. 2 * 1 milyon + 4 * 250.000- Büfeci: Buyur kardeş. -1 * 250.000 + 1 * 50.000 + 1 * kısa winston + 1 * kibrit- Ben: Abi para üstünü fazla verdin galiba. Büfeci: Yok yok doğru. Sigaranın fiyatı düştü. 2.600 oldu Ben: Eyvallah....

14 Eylül 2004

Ölesine...

Tıp sektörü yazılım sektörü kadar gelişmiş olsaydı, penisilin yeni denenip işe yarar bulunmuş ve kullanılmaya başlanmış, ancak doktorların yüzde 75'i tedavi için hala sülük ve çalgıcı otu lapası kullanıyor olurdu.
Steve McConnell (Altına Hücumdan Sonra - After The Gold Rush
Redmond, WA: Microsoft Press, 1999 Sayfa 150)

13 Eylül 2004

Ağustos böceğinin alnına sürülen kara leke

Nazan Bekiroğlu'nun Yusuf İle Züleyha adlı kitabını okurken yazarın, Yusuf peygamberin olayını çok değişik yönlerden ele aldığını görünce bayağı bi şaşırmıştım. Bilmeyenler için kısaca özetlemem gerekirse kardeşleri Yusuf peygamberi kuyuya atarlar ve eve dönünce babaları İbrahim peygambere Yusuf'u kurdun yediğini söylerler. Buraya kadar her şey doğalmış gibi görünüyor ama birisi için durum pekte doğal sayılmaz. Bu kişi iftira atılan kurdun ta kendisi. Kurdun bu olay karşısındaki düşüncelerini ve feryadını kitaptan aynen aktarıyorum.
Nasıl herkese duyuruyum da sesimi diyeyim: Bu anlattığınız ben değilim. ben bu anlattığınız değilim. Yusuf'u ben nasıl yerim? Ben Yusuf'u nasıl yerim? Sözünün bu kısmına gelince kurt, nemli gözlerinden boncuk gibi yaşlar dökülmeye başladı. Gri tüylerle kaplı göğsü, ön ayakları ıslandı. Bir ah çekti derinden derine. Islak burnu daha ıslandı. Ve devam etti: Ben şimdi adımı nasıl temize çıkarayım, alnıma sürülen bu kapkara lekeyi neyle, nasıl yıkayayım? Öyle bir leke ki değil bana, yeter kıyametin kopacağı güne değin gelip geçecek tüm torunlarıma. Tek muradım. bütün yaratılmışların sahibi olan Tanrım, bu ayıpla yaşatamazsın beni. Ya alsın yeni doğmuş bütün kurt yavrularıyla birlikte canımı, kurt neslinin dalı yaprağı burada kesilsin ya da adım temize çıksın.
Ben ve biz buna benzer bir olay daha biliyoruz. Çocukluğumuzdan beri bize anlatılan ve yutturulan bir yalandan bahsediyorum. Hakkında durduk yere iftira atılan, yalan yanlış bilgiler verilen birisinden bahsediyorum. Lafonten 'in biz çocuklara yutturduğu ve hala yutturmaya devam ettiği bir masaldan bahsediyorum. Tahmin etmişsinizdir. Karınca ile Ağustos Böceği Ağustos böceğinin tembel, yarınını düşünmeyen, gününü gün eden, elinde sazı habire şarkı söyleyip dans eden birisi, karıncayı ise çalışkan birisi olarak anlattılar bize. İşin kötü tarafı kış geldiği zaman Ağustos böceğini zavallı , dilenci durumuna düşürürler. Bir lokma ekmek için namerde muhtaç ederler. :) Arkadaş ben bu haksızlığa isyan ediyorum ve kim aksini ispat edebilir Ağustos böceklerinin yaz aylarında bizi rahatsız eden o cırcır sesleriyle belkide kendilerine yapılan bu haksızlığı haykırmadıklarını.... Hikayeyi değiştirmeye karar verdim. KARINCA İLE AĞUSTOS BÖCEĞİ V.2.0 --------------------------------------------- K : Karınca KK : Karıncanın Karısı AB : Ağustos Böceği --------------------------------------------- KK: Bey bu AB hala akıllanmaz mı? Bu güzelim yaz ayını şarkı söyleyip dans ederek geçiriyor. Kış gelince yine gelip kapımıza dayanacak. K: Hanım boşver aldırma. Dedemin anlattığına göre laftan anlamıyormuş bunlar. Kış geldiğinde aklı başına gelir. KK:Gidip bi konuşsan. Belki dedeleri kadar vurdumduymaz değildir. Anlar. K:Tamam. birazdan gidip konuşurum. ----- K:Sevgili AB kardeş. AB: Buyur karınca kardeş. K:Kusura bakma keyfini bozdum ama biliyorsunki şu an ağustos ayındayız hava güzel, etraf yiyecek dolu. Ben sana eğlenme, saz çalma demiyorum ama biraz da kışı geçirebilecek kadar bir yerlere yemek depo etsen. Kışın bizim kapımıza gelmesen. AB: Kışın neden sizin kapınıza gelecekmişim ki? K: Malum. Kışın yiyecek bulamazsın. Bir yerlere yiyecek de stoklamadığına göre...Biliyorsun dedelerin her kış gelip bizden yiyecek isterlermiş. AB: Ya nerden uyduruyon bunları allah aşkına. Şu ana kadar kaç ağustos böceği kışın gelip senden yemek istedi? K: Şeeeeeyyyyyyy..... Ben hiç görmedim ama dedelerim anlatıyorlardı. AB: Senin dedelerin o hikayeleri bi taraflarından uyduruyorlardı. Benim hiçbir dedem gelip sizden yemek istemedi ve istemezde.. Düşün bir kere. Ben ne böceğiyim. K: Ağustos böceğisin. AB: Bi daha söyle K: Ağustos AB: Neden eylül, ekim , ocak değilde ağustos böceği olduğumu hiç düşündün mü? K: Hayır AB: Çünkü ben dünyaya ağustos ayının başında gelir ve ağustos ayının sonunda giderim. Ben kış nedir bilmem. 17 sene toprak altında koza olarak kalırım ve bir ağustos sabahı dünyaya gelir, yer, içer, ürer , eğlenir ve ağustos ayının sonunda da hakkın rahmetine kavuşurum. Senin gibi kış mevsimini geçirmek zorunda değilim. Bunu o kalın kafana sok tamam mı? ve bundan sonra benim atalarım hakkında ileri geri konuşma... İşte durum bundan ibaret. 17 sene sonra bir ağustos sabahı uyanıp 1 aylık ömrünüz olduğunu bilseniz siz ne yapardınız? Ağustos böceğinin alnına sürülmüş olan bu lekeyi çıkarttığıma göre artık yaz aylarında rahat edebiliriz. :) - Ayşe teyze gibiyim mübarek, leke çıkartmakta üstüme yok. -

Arapça futbol terimleri

belki aramızda henüz okumamış olanlar vardır. copy / paste edelim. Seyircinin sahayı işgali: Vaziyet-ül velvele ve işgal-i cemaatiyye Rakip takımdan iyi futbolcu : Krampon-ül bela-i şeytan Bizim takımdan iyi futbolcu : Krampon-ül kabiliyye-i maşallah Teknik Direktör : Mühendis-i kürre-i hümayun Kendi Kalesine atılan gol : Gaflet-ü dalaletiye Şike : Hıyanet-ül vatan-fir kayme Top Kontrolü : Hakimiyyet-ül kürre Futbolcunun topu kaybetmesi : Krampon-ül deccal-uryan-ül kayb-i kürre Takım kaptanı : Serdar-i kuvva-ül kürre Türk milli takımı : Asakir-i milliye-i devleti Osmaniyye Tarihi fark : Vaziyet-ül madara Şerefli mağlubiyet : Hezimet-ül yarabbi şükür Havadan atılan top : Şut-ul minare Topun oyunda kaldığı süre : Zamane-i yekun-u kürre-i cihad Boşa geçen zaman : zamane-i fuzuliyye Açık tribün : Bişerefiye-i tribün-ül sarih Milli Maç : Cihad-ül kuvva-i milliye Uzatma dakikaları : Akibet-ül cihad ya seydi Karambol : Vaziyyet-ül hararet Futbol federasyonu başkanı : Şeyh-ül divan-ül kürre-i hümayun Spor yazarı veya skoru yazan : Ulema-i rezil-i rüsva Cumhurbaşkanlığı kupası : Cihad-ül reis-i cumhuriyye Başbakanlık kupası : Cihad-ül vezir-i azam Numaralı tribün : Vaziyyet-ül kalaba ve istif-ül balık-i numerra Kaleci : Muhafazzar-i Kal’a Defans oyuncusu : Asakir-i mu hafaza-ül satıh Kanat oyuncusu : Veled-i rüzigar Orta saha oyuncusu : Asakir-i saha-ül merkeziyye Kavga : Cihad-i vallah-ül azim Golcüler : Müfreze-i krampon-ül bomba Klüp başkanı : Reis-ül tekke-yi kurre-i hümayuniyye Taraftar : Gariban-ı umumiyye Gurbetçi taraftar : Gariban-i gurbet Hakem : Defterdar-i cihad-ül kürriye Yan hakem : Sancaktar-i hatt-ül saha Hakem düdüğü : Sur-ül düttürü Yenilen gol sonrası sessizlik : Sükun-u mahşer Kötü tezahürat : İsyan-i garibaniyye Toplu tezahürat : Tezahür-ü cümle-i cemaat Amigo : Reis-i imam-i cemaatiyye Penaltı : Cezai şerriye aman yarabbi 1 gol İstanbul’da turu getirir mi? : Vaziyyet-ül hüzzam velakin Allahüm Rabbena ve inşallah vaziyet-i zafer-i kuvva-i aliye şehr-i İstanbuliyye Yenilen gol : La havle ve la kuvveten Atlan gol : Allaaaaahhhh Faul : Darbe-i müstehcen Kontra atak : Taarruz-u aleyküm selam Ölü top : Cenazi-i mefta-i kürre Frikik : Şut-ul hürriyet Mükemmel atak : Taarruz-u fevkal beşer Sarı kart : Ferman-i kehribar Kırmızı kart : Ferman-i ahmer Ofsayt : Taarruz-ul hasbinallah Stadyum : Kabe-i hürriye-i hümayuniyyeh şahane Yedek kulübesi : Divan-i krampon-ül deccal-i üryan-ül mafiş kaabiliyyet 9 Kusurlu hareket : Hareket-ül rabiya-il kusuriyye Teknik direktörün kovulması : Darbe-i mabad Basın : İblis-i vesvese Hava topu : Harabet-i kürre-i feza Futbolcu : Krampon-ül deccal-u uryan Elenme : Akibet-ül hüzzam http://www.sct.tr.cx/

11 Eylül 2004

Dinazorların kayboluş hikayesi....

Dinazorlar nasıl kayboldu? Bu merak edilen sorunun cevabı işte burda. Vurdumduymazlıkları :) Buda başka bir karikatür...
100 puanlık uzman sorusu Gelecekten geldiğini iddia eden adam gerçekten gelecekten mi gelmiştir yoksa adamı dolandırmaya çalışan bir sahtekar mıdır?

Bugün dünya evine girenler...

Arkadaş, bugün msn niye bu kadar sessiz sedasız diyorum bende. Bugünün 11 eylül olduğunu unutmuşum. Bugün ibrahim ve fazlı abi (ali'nin abisi) evleniyorlar. Ben düğünlerine gidemedim ama rizede olupta düğünlere iştirak etmeyen birisi daha varki o da bekir. msn den bekire "ali yok mu" diye sorunca düğünde dedi. bugünün 11 eylül olduğunu o an hatırladım. "Bekir sen niye gitmedin?" diye sorunca "çok işim var" dedi. Msn de oyun oynamak nasıl bir işse? :) neyse evlenenleri allah bir yastıkta kocatsın, darısı bizim başımıza diyerek dua ediyoruz... :alkış: buraya birde fıkra yazmadan geçemeyeceğim. günlerden bir gün adamın birisinin otobüsle seyahat etmesi gerekiyormuş. Biletini almış, tam otobüse binecek birden sağ omuzunun üstünde bir melek belirmiş. "Sakın otobüse binme." demiş adama. Adamda "neden?" diye sormuş. "çünkü otobüs kaza yapacak ve kimse sağ kurtulamayacak" demiş melek. Adam ne olur ne olmaz diye otobüse binmemiş. Ertesi gün gazetelerde haberleri okurken tüyleri diken diken olmuş. "FACİA!. Otobüs kaza yaptı. Kurtulan olmadı." Adam haberi görünce derin bir nefes almış ve kendi kendine "iyiki meleğin sözünü dinleyip o otobüse binmemişim." demiş. Ertesi gün trenle yolculuk yapmak için gara gittiğinde sağ omuzunda yine o melek belirmiş ve yine "tren kaza yapacak sakın binme" demiş. Adam yine binmemiş ve tren yine kaza yapmış. Uçak, vapur derken bir gün adam dayanamamış ve meleğe sormuş: "Sen nesin allah aşkına?" Melek cevap vermiş. "ben senin koruyucu meleğinim. seni her türlü kaza ve beladan korumakla görevliyim" demiş. Adam bu cevap karşısında şöyle demiş: "E madem öle, nikahımda niye kurtarmadın beni?"

"Sevmek, ne zaman vazgeçeceğini bilmektir." dedi, bana.

Bilen bilir. Bu cümle benim forum, mail gibi yerlerde imza bölümünde kullandığım bir sözdür. Bu cümleyi okuyan arkadaşların bana karşı ilk soruları genelde, "Kim dedi?" oluyor. Bende bu soruyu soran herkese bunu teker teker açıklamak zorunda kalıyorum tabi. Buraya yazarsam en azından burdan copy/paste ederim. :)

Efenim, bu cümleyi okuduğum kitaplardan birinde gördüm. (Görende her ay 5 / 10 kitap bitirdiğimi sanacak :) )
Kitabın Adı: Adam ve Çocuk
Yazar:Tony Parsons
Tercüme: Meltem Erkmen Kapucuoğlu
Yayınevi:Epsilon Yayınevi
Türkçe (Orijinal Dili İngilizce) 336 s. 13.5 x 19.5 cm. İstanbul, Aralık 2000 ISBN: 9753312652, 1. Baskı daha fazla bilgi...

Kısaca olayı özetlemek gerekirse medyada çalışan adamımız bir gece ufak bir kaçamak yapar ve karısı bu durumu öğrenince kendisinden ayrılır. Daha sonra adamımız iştende çıkartılır ve dımdızlak ortada kalıverir. :) Karısı japonyada bir iş bulur ve bir süreliğine japonyaya gider. Bu durumdan ötürü 5-6 yaşlarındaki oğlullarının tüm bakımı adamımıza kalmıştır. Gerçek bir baba olmayı öğrenmenin zamanı gelmiştir. Oğluyla arasında gerçekten çok sağlam bir köprü oluşmuştur. Yemeğini yedirmiş, banyosunu yaptırmış, parka götürmüş günün 24 saatini beraber geçirmişlerdir. Günlerden bir gün kadın japonyadan geri dönmüştür ve çocuğunu istemektedir. Oğlundan ayrılmak istemeyen adamımız ise tüm gücüyle buna karşı direnir ve en son akıl danışmak için annesinin yanına gider. Durumdan haberdar olan annenin kendisine yaptığı nasihatleri şu şekilde okuyucuya aktarır:

"Oğlum, çocuğun annesinin yanında kalması daha uygundur. Ne kadar seversen sev, annesinin ilgilenebileceği kadar onunla ilgilenemezsin, anne şefkatini gösteremezsin. Sevmek, ne zaman vazgeçeceğini bilmektir." dedi, bana.

Sesleyiver ve sesleniver

Bu olayı hala çözebilmiş değilim. Aslında benim her hangi bir sorunum yok ama "sesleyiver" 'in türkçe dilbigisi bakımından son derece kurallara uygun olduğunu arkadaşlara kanıtlamam gerekiyor. hatırladığım kadarıyla aşağıda görülen şekilde bunu ayırabiliyoruz. ses - le - y - i - ver ses : isim kök le : isimden fiil yapma eki y : kaynaştırma harfi i : ses türemesi (?) ver :yardımc fiil bunları söylememe rağmen bunun doğrusunun "sesleniver" olduğunu iddia eden arkadaşlar var. Bana göre ise her ikiside kurallara uygun birer fiildir. 1-Sen bana sesleniver. 2-Sen beni sesleyiver. 1. cümlede "bana" kelimesi dolaylı tümleç olurken 2. cümlede "beni" belirtili nesne olur. Yani "sesleyiver" gibi bir kullanım türkçemizde vardır. örnek: Hoplayıver çekirge, zıplayıver çekirge, elleyiver, sollayıver, sallayıver ve kodlayıver. Şimdi hoplanıver, zıplanıver,elleniver,sollanıver,sallanıver ve kodlanıver fiillerini düşünün.. :) Birde türkçemizdeki şu olaya takmış bulunmaktayım. Şehit cenazelerinde veya deprem, sel gibi doğal afetler sonucu ölmüş insanların cenazesinde "Sizi asla unutmayacağız." gibi ifadeler kullanılır. Bence yanlış. Bunun doğrusu "Sizi daima hatırlayacağız." olması gerekir. Unutmak fiilini olumsuz manada dahi olsa kullanmak bana uygun gelmiyor. Burdan yetkilileri sesleyiveriyorum...

[Tebrik] Miraç Kandili

TURKCELL WEB-Yuku sevgi, ozu saygi, gucu baris, susu hosgoru olan mubarek Mirac Kandilinizi kutlarim. Allah'a emanet olun. Iyi kandiller...

Combobox'ı dbLookupCombobox gibi kullanmak

Comboboxta string değerler gözükürken kullanıcının seçimine göre seçilen stringe ait ID değerine ulaşmak isteriz. Bunun için genelde dblookupcombobox kullanılır. Standart combobox ile bu işlemi halletmek isteyen kullanıcılar bu yöntemi kullanabilirler.... Degerleri combobox a eklemek icin :
Combobox1.items.AddObject('Rize', TObject(53)); Combobox1.items.AddObject('Ankara', TObject(6)); Combobox1.items.AddObject('İstanbul', TObject(34));
Seçilen değerin ID alanına ulaşmak için de :
Deger := Integer(Combobox1.items.Objects[Combobox1.ItemIndex]);

10 Eylül 2004

‘Konuşan Fotoğraflar’ ödüllerini aldı

Herşeye Rağmen / Berker Dalmış Amatör Fotoğrafçılar - Renkli - Büyük Ödül Kitaplar Okunmak İçindir / Ömer Lütfi Bakan Amatör Fotoğrafçılar - Dijital, Manipüle Edilmemiş - Büyük Ödül Sabahçı / Ercan Aydeniz Amatör Fotoğrafçılar - Siyah Beyaz - Büyük Ödül Ödül alan diğer fotoğraflar için --> buraya tıklayın...

Yazılım Felsefesi İle İlgili Kaynaklar

Web Sayfaları: http://turkish.joelonsoftware.com/ http://www.bilgidata.com/yazi_liste.jsp?kategori=Proje http://www.btnet.com.tr/koseyazarlari.phtml?kategori_id=14 http://www.mycgiserver.com/~yerkan/turkish/articles/kaliplar01.jsp http://yazilimmuhendisi.modblog.com/ http://turk.internet.com/yazilim/ http://bm-dergi.emo.org.tr/modules.php?name=News&new_topic=2 Mail Grupları: Yazilim-Grubu@yahoogroups.com YazilimMuhendisligiTurkiye@yahoogroups.com Türkçe Kitaplar: Yazılım Mühendisliği (Sas Bilişim Yayınları)

[Duyuru] Seminer Tarihi

Seminer 18/Eylül/2004 Cumartesi günü, saat 14:30 da Teknoloji Geliştirme Merkezi toplantı salonunda gerçekleştirilecektir. Yer: ODTÜ kampüsü içerisinde, teknokent bölgesinde, Gümüş bloklar ile Halıcı Yazılımevi arasındadır. Bina girişinde "ODTÜ-KOSGEB Teknoloji Geliştirme Merkezi" yazısını göreceksiniz. Arabanızla gelecekseniz Bilkent girişinden daha rahat ulaşırsınız. ODTÜ-Kızılay minibüs ve belediye otobüsleri Güven Park'tan kalkmaktadır. Görüşmek üzere. Ümit VARDAR Seminerin içeriği: Springframework tanıtımı, Kullanım senaryoları, AOP ve Springframework, DAO ve Hibernate, Remoting.

Yazılımı Oluşturan Bileşenler Nelerdir?

Yazılımı oluşturan bileşenlerden daha önce söz etmiştik. Şimdi bu bileşenlerin neler oldukları üzerinde biraz duralım. Yazılımı oluşturan bileşenler = Mantık + Veri + Belge + İnsan + Program. Bu bileşenlerin az çok neler olduğunu, neleri kapsadığını biliyoruz ama biz yine de kıyısından köşesinden açıklayalım. Zaten bu yazıdaki asıl amaç yazılım bileşenlerinden belgelemenin yerini ve önemi (dökümantasyon) vurgulamak. Mantık = Yazılım herşeyden önce bir işin bilgisayar aracılığı ile yapılması amacına yöneliktir. Bu nedenle bilgisayarlaştırılmak istenen işin mevcut mantığı bir şekilde yazılıma da yansılıtılmak zorundadır. Veri = Her tür yazılım mutlaka bir veri üzerinde çalışmak durumundadır. Veri işlemeyen yazılımın geliştirilmesi söz konusu değildir. Söz konusu olan veri dış ortamdan alınabileceği gibi yazılımın içerisinde de üretilebilir. Zaten yazılımın temel amacı veriyi bilgiye dönüştürmektir. İnsan = Doğal olarak yazılımın insan bileşeni iki boyutludur. Yazılımı geliştirenler ve yazılımı kullananlar. Yazılımın düzgün bir şekilde çalışabilmesi için her iki insan kümesininde yeterli bir şekilde eğitim almış olmaları gerekir. Dünyanın en iyi programını yazmış olsanız dahi bu programı kullanacak insanlar yeterli eğitim seviyesine sahip değillerse "geçmiş olsun...." Program = Yazılımın ana çıktısı bir programdır. fazla söze ne hacet Belgelendirme = Diğer bileşenleri ister istemez yapmak zorundayız fakat belgelendirme bütün yazılım geliştirme yöntemlerinde var olan bir bileşen olmasına karşı programcılara genelde hep angarya bir iş olarak gözüktüğünden üzerinde fazla durulmaz. Türkiyede yazılım "genellikle" şu şekilde geliştirilir: 1-Yamalama Yeterince iyi planlanmamış, alt yapısı eksik yazılımlarda uygulanan yöntemdir. Yazılım kullanıcıya verilir, çok sayıda hatalar meydana çıkar ve bu hatalar yamalarla kapatılmaya çalışılır. Eğer yeterli belgelendirme yapılmamışsa "kaş yapayım derken göz çıkartırsınız" ve her şeyi elinize yüzünüze bulaştırıp olay mahalini terketmek zorunda kalırsınız. Sonuç = İşletme açısından hüsran. 2-Kahraman Asker Bi kahraman çıkar, projeyi sırtlanır ve belirli bir aşamaya getirir. Daha sonra kahramanımız askere gider ve proje biter. Çünkü kahramanlar angarya işleri sevmezler, belgelendirmeyi bırakın belkide kaynak kodda açıklama satırları bile yoktur. Sonuç = işletme açısından hüsran. 3-Usta/Çırak Bu yöntem de kahraman asker yöntemine oldukça benzer.Usta/Çırak ilişkisi ile geliştirilen projeler de yine kahramanımız projeyi belirli bir aşamaya getirir, daha sonra kahraman bu işten sıkılır veya bakım - onarım işlerine yetişemez olur kendine bi yardımcı alır. Oturur günde bir kaç saat çırağa bak şu şöle, bu böle burda şöle bi mantık kullandım eğer programın şöle yapmasını istiyosan x.ini dosyasına şu satırları eklemen gerek gibi bir eğitim verir ardından çırak büyür usta olur işler böyle devam eder gider veya çırak işten ayrılır usta başka birini bulur ona da aynı şeyleri anlatıp durur. Birgün usta ile çırağın kafası patrona bozulur usta/çırak gider proje yine biter. Sonuç = işletme açısından hüsran. İşletmelerdeki bu hüsranların sonuçlarının toplamı = Ülkemizde yazılım sektörünün dünya standartlarını yakalayamaması Çözüm ? Belgelendirme belgelendirmenin dezavantajları

  • Zaman kaybına neden olur(!)
  • Sıkıcı bir iştir
belgelendirmenin avantajları
  • Bakım maliyetlerini azaltır
  • Kaş yapayım derken göz çıkartmazsınız
  • Projenin yaşamı kimseye bağlı değildir. Futbolcular gelip geçer galatasaray yoluna devam eder...
  • Ve daha bir çok + sayılabilir.
Olayın önemini bir kaç büyük yazılım firmasının hazırlamış oldukları fizibilite raporlarını görünce anlamıştım. Ortada tek satır kod yoktu fakat programın ekran görüntülerinden tutun yazıcı çıktısına kadar herşey düşünülmüş ve belgelendirilmişti. o zamana kadar yardım dosyası hariç hiç bir belgelendirme yapmıyordum. "kaynak koda bakınca nasıl olsa ne yaptığımı anlarım" diyordum. yazılım geliştiren firmaların bu tür çalışmalar yaptığını görünce kendi kendime düşündüm. "ya ben çok zekiyim, ya bu firmadakiler çok aptal." cevabı bulmak fazla zor olmadı. aptal olan bendim "XXX bölümünde şu şu işlemler yapılmaktadır. ekran görüntüsü şu şekildedir. yazıcı çıktısı ise Ek A da yer alan 2091 nolu çıktı şeklinde olmalıdır." gibi xxx bölümünü her yönüyle anlatan bir döküman. kim gelirse gelsin yeterki programcı olsun. "al kardeşim şu belgelerde istenilen şeyleri yapman lazım" diyeceksiniz ve dökümanı programcıya verip işinizin başına döneceksiniz. Yıllar önce yazmış olduğunuz bir programda bazı sorunlar çıktı veya kullanıcılar bazı yeni özellikler istediler. aradan yıllar geçmiş, neyin ne olduğunu tam olarak çıkartamıyorsunuz, tablolardaki bazı alanların neyi temsil ettiğini unutmuşsunuz, hangi işlemde nereye hangi verileri yazmanız gerekiyordu, X fonksiyonunda yapacağınız bir değişiklik başka fonksiyonları etkileyebilir mi? hiç bir fikriniz yok. keşke zamanında bu işleri nasıl yaptığınızı, hangi değişkeni niye kullandığınızı, bazı karmaşık işlemleri zamanında nasıl bir mantıkla çözdüğünüzü anlatan bi döküman yazmış olsaydınız. işler nasılda kolay olacaktı. DipNot: Kaynak koda aldanmayın! Ankaradaki III.linux ve özgür yazılım şenliğine katıldığımda özgür yazılımcılarda şu izlenimin hakim olduğunu gördüm. "Evet belgelendirme önemlidir, yapılması lazımdır fakat bizim kaynak kodlarımız açık olduğundan biz belgelendirmeye fazla önem vermiyoruz -zaman ayıramıyoruz-. Takıldığımız bir husus olursa açıp kaynak koda bakıyoruz." 1-Eğer programcılık bizim mesleğimiz ise ne kadar sıkıcı olursa olsun belgelendirmeye zaman ayırmalıyız. Mesleğin eğlenceli kısımlarını yapıp sıkıcı olan kısımlarını yapmamak gibi bir lüksümüz yok. Kaldı ki belgelendirme bizim avantajımıza.... 2-Kaynak kod her şey demek değildir. Her yiğidin farklı bir yoğurt yiyiş şekli vardır ve herkes herkesin yazdığı kaynak kodu çok kolay bir şekilde anlayamayabilir. Evet kaynak koddan herşey anlaşılabilir fakat bu çok fazla bir zaman alır ve belgelendirme olmadığından gözden kaçırılacak ufak noktalar yazılımda telafisi mümkün olmayan hatalara davetiye çıkartabilir. Kaynak kod / belgelendirme arasındaki ilişkiyi -ne kadar doğrudur bilmiyorum- Kuran / Peygamber arasındaki ilişkiye benzetiyorum. Kaynak kod = Kuran Belgelendirme = Peygamber Kuranda "Namaz kılınız" diye bir emir vardır fakat namazı nasıl kılacağınız ile ilgili en ufak bir açıklama yoktur. Eğer peygamber olmasaydı her insan zamanının çok büyük bir kısmını "namazı nasıl kılmalıyım?" sorusunun cevabını aramakla geçirecekti ve bulduğu cevabın içinde de hataların olma olasılığı çok fazla olacaktı ama peygamber gibi bir kavram olduğundan bu sorunun cevabını çok kısa bir süre içerisinde ve hatasız olarak öğrenme şansımız var. aslında belgelendirmeyle ilgili yazacak daha bir çok neden bulunabilir ama benden bu kadar. diğer arkadaşların da bu konuyla ilgili bilgi ve tecrubelerini paylaşmalarını hep beraber bekliyoruz.... -yazıda hatalar varsa düzeltirseniz sevinirim...-

(import)Yazılım Nedir?

Cümleten selamun aleyküm..... Programlama adına oldukça çok sayılabilecek topluluklarımız var ve bizler kendimizi daha çok geliştirmek için bu topluluklara katılıyoruz. Bazılarımız oldukça deneyimli sayılabilecek durumdayken bazı arkadaşlarımız ise yeni yeni bu işin içine girmeye başlıyorlar. Kullandığımız dil c , delphi, vb, libs phyton olabilir hiç önemli değil önemli olan daha iyi programlar, yazılımlar meydana getirebilmek için internette veya başka kaynaklarda saatlerce vakit geçirip işimize yarayacak kodlar bulup bunları kütüphanemize eklemeye çalışmamızdır. Peki ama kendimize meslek olarak seçtiğimiz program ve yazılım kavramlarını tam olarak biliyor muyuz? Bir yerlere kodlar biriktirip daha sonra bu kodları kullanarak bu mesleği hakkıyla yapabileceğimizi düşünüyor muyuz? Kütüphanemizi zenginleştirmeye ayırdığımız zaman kadar kavramlar üzerinde zaman harcıyor muyuz? Mesela program = yazılım eşitliğinden (önerme diyoduk galiba buna) veya programcı = yazılımcı eşitliğinden söz edilebilir mi? isterseniz yazının geriye kalan bölümünü okumadan bu eşitliklerin doğru olup olmadığını sebepleriyle birlikte bir düşünün. Şüphesiz doğru sonuca ulaşabilmemiz için ilk önce program ve yazılım kavramlarının tanımlarını bilmemiz veya yabilmemiz gerekir.
Cevap vermemiz gereken iki soru var. 1- Program Nedir? 2- Yazılım Nedir?
Şahsım adıma söylemem gerekirse ben uzun bir süre bu iki kavramın birbirine eşit olduklarını (eş anlamlı) düşünüyordum ve daha sonra yanıldığımı fark ettim. İsterseniz bu iki kavramın ne olduğu konusuna değinelim. Yazılım: Yazılımı en yalın haliye "Bir sistemin donanım bileşenleri dışında kalan her şey" olarak tanımlayabiliriz. Yazılımı sadece bilgisayar programı şeklinde algılamak çok büyük bir hatadır. Konuyu daha da somutlaştırmak gerekirse yazılım aşağıdaki bileşenlerden oluşur.

Yazılım = Mantık + Veri + Belge (dökümantasyon) + İnsan + Program //program, yazılımın bir bileşenidir.

Program: Bilgisayara ne yapması gerektiğini söyleyen bir dizi komuttur. Bu tanımlar itibariyle Yazılım = Program eşitliği yanlıştır. Bu eşitliğin yerine Yazılım <> Program diyebiliriz veya Program, yazılım kümesinin bir alt kümesidir diyebiliriz. şimdilik bu kadar :)

(import)Yazılım Hataları

Yazılım hataları, yazılımın yaşam döngüsü içerisinde çok önemli yer tutan unsurlardan biridir. Teorik olarak bir program tüm ayrıntıları ile sınanabilir ancak pratikte bu imkansıza yakın (imkansız diyebiliriz) bir durumdur. Çok basit bir örnek vermek gerekirse şöyle bir program düşünelim.
Kod: procedure TForm1.btnToplaClick(Sender: TObject); var Sayi1,Sayi2,Sonuc:Real; begin Sayi1 := StrToFloat(Edit1.Text); Sayi2 := StrToFloat(Edit2.Text); Sonuc := Sayi1 + Sayi2; end;
Kullanıcıdan girdi olarak aldığı Sayi1 ve Sayi2 değerlerini toplayıp Sonuc değişkenine atayan bir bilgisayar yazılımı.Bu yazılımın tüm olasılıklara göre sınanması demek, programın çalıştığı bilgisayarda tanımlanabilecek tüm gerçel sayı değerlerini Sayi1 ve Sayi2 değişkenleri için girdi olarak vererek Sonuc degerinin doğru olarak elde edilip edilmediğini araştırmak anlamına gelir. Yazılımın çalıştığı bilgisayardaki gerçel sayı tanımının yaklaşık olarak 5.0 x 10^324 .. 1.7 x 10^308 aralığında olduğunu varsayarsak yazmış olduğumuz programın bu sayıda farklı Sayi1 ve Sayi2 değerleri vererek çalıştırılması ve sonucun doğruluğunun araştırılması gerekir. Bu da programı milyarlarca kez çalıştırmak anlamına gelir. Programı her bir çalıştırmanın ve çıkan sonucun doğru olup olmadığının araştırma süresi en az 10 saniye sürdüğü varsayılırsa bu tür bir işin hemen hemen olanaksız olduğu ortaya çıkar. Bu örnek basit bir toplama işi yapan bir yazılım içindi. Kompleks bir yazılımda tüm olasılıkları hesaba katıp tam anlamıyla bir sınama işleminin olanaksızlığı daha net bir şekilde anlaşılabilir. Bu durumda yazılım ancak ve ancak sınırlı sayıda veri ile sınanabilir. Sonuç olarak işletmeye alınan ve üretimi tamamlanmış her yazılım %100 hatasız çalışıyor anlamına gelmez. Her zaman bir hatanın ortaya çıkma olasılığı vardır. Yazılım üretimi sırasında hataların, üretimin hangi aşamalarında meydana geldiğini aşağıdaki tabloda görebiliriz. Sırasıyla:

Mantıksal Tasarım = % 20 İşlevsel Tasarım = % 15 Kodlama = % 30 Belgeleme ve Diğerleri = % 35

Tablodanda görüldüğü üzere yazılım üretiminde özellikle belgelendirme konusunda yapılan hatalar önemli bir yer tutmakta ve bunun doğal sonucu olarakta yazılımın bakımı zorlaşmakta hatta zaman zaman olanaksızlaşmaktadır. Yazılım üretiminde hatalar Yayılma özelliğini içerir. Yazılım üretimi aşamalı bir üretim ve her bir aşamanın çıktısı bir sonraki aşamaya girdi olduğundan ötürü herhangi bir aşamada yapılan yanlış, izleyen aşamalara otomatik olarak yansır. Bu nedenle hata düzeltme maliyetleri ilerleyen aşamalarda giderek artar. Aşağıda Çözümleme aşamasındaki birim hata düzeltme maliyeti 1 olarak alınarak, göreli olarak izleyen aşamalardaki hata düzeltme maliyetleri verilmiştir.
Çözümleme = 1 Tasarım = 5 Kodlama = 10 Test = 25 Kabul Testi = 50 İşletim = 100
hatasız günler dilerim....

Ahanda size diğer elemanların notları

Ali SARI  --> http://alisari.blogspot.com/ Ansugo    --> http://root.ansugo.net/index.php/ yıldız vermek gerekirse Site   İçerik   Tasarım   Kullanım   Türkçe Ali    **       ***       ***        ? Ansugo *****    *****     *****      **** :) ehi ehi ehi.. ceviz getirem yersin? 10 puan, 10 puan, 10 puan, 10 puan 40 puanla Ansugo şampiyonnnnnn......

09 Eylül 2004

(import)Yüksek Yüksek Projelerde Bileşen Kullanmasınlar!

Delphinin en cazip yanlarından bir taneside şüphesiz VCL teknolojisi. Gavur yapmış abi. Süper birşey. Olayın mantığını bilmeden, neyin nasıl işlediğini bilmeden konuyla ilgili bir bileşen bulup program yazıyoruz ve sonra ortaya program yazdık diye çıkıveriyoruz. Olayın bu tarafıda kötü ama en kötüsü bu değil. Bir projede önünüze gelen abuk subuk bileşenleri kullanıyoruz daha sonra Delphi sürümünü yükseltirken; "abey bu bileşenin delphi x sürümü yokmuş,napcez?" gibi sorularla muhattap oluyoruz. Sadece bu soru olsa iyi. "Kardeş, bileşenin pas dosyasını delphi x de derle." diyoz. "abey, bunun kaynak kodu yok ki, dcu ları var."içinizden "hay senin abeyini" dediğinizi duyoyorum. :) "web sitesine gir, bilesenin delphi x sürümünü ordan indir." diyorsunuz ama nafile.... "abey, site acilmiyo firma kapanmis, bileseni üretmeyi durdurmuslar yani. napcaz simcik?" "hay anasını satim yaw. bileseni projeye eklerken bana mı sordunuz lan. cıldırmayın adamı. ne halin varsa gör. dcu uyu pasa çeviren bi program yaz, bileşeni projeden çıkart, kendini köprüden aşşa at ama bana bir daha soru sorma uleynnn. yıkıl şimdi karşımdan..." eeee.... bu işler böyle işte... unuttuğum birşey daha var. yeni bir sistem yüklediğinizde veya kaynak kodunuzu başka bir makinede derlemek zorunda kaldığınızda delphi gerekli bileşenler olmadığından kaynak kodunuzu derleme isteğinizi kibarca geri cevirecektir. işiniz acil değilse şansınız var demektir. oturun projede kullandığınız bileşenleri delphiye yükleyin. hepsinin kurulum aşamalarıda standart değil. bazılarını pas dosyasından bazılarını dcu dosyalarından bazılarını dpk lardan falan filan... "hay allah kahretsin, bu bileşen nasıl yükleniyordu yaw?" "sana soru sorma dememişmiydim (hııııırrrrrrrr)" hadi kolay gelsin..... sonuç: son ana kadar extra bir bileşen kullanmama hakkınızı kullanın. kullandığınız bileşenin kaynak kodu olmasına büyük önem gösterin. projede kullandığınız bileşenleri proje ile aynı dizinde Bilesenler adlı bir dizinde tutun. Her bileşenlerin nasıl yüklendiğini ve extra ayarlarını açıklayan bir text dosya oluşturun ve ilgili bileşenin klasörüne benioku.txt olarak yerleştirin. ve son olarak Yüksek yüksek tepelere ev kurmayın. açıklamalar bölümüne kendi düşüncelerinizi yazmayı da unutmayın haaa!