28 Şubat 2005

http://www.cs.hacettepe.edu.tr/ ~turgay/ymlab/pdf/

JUnit (DUnit), Ant (Want), CVS gibi daha bir çok araç-gereç ve kavram hakkında bilgi içeren belgeler...
                          
[   ] Common-Digester.pdf     10-Feb-2005 22:29  423K
[   ] DAO-ms.pdf              10-Feb-2005 22:10  338K
[   ] DbUtils.pdf             10-Feb-2005 22:32  271K
[   ] Hibernate.pdf           10-Feb-2005 22:16  733K
[   ] JMeter.pdf              10-Feb-2005 22:26  744K
[   ] JNDI.pdf                10-Feb-2005 22:37  676K
[   ] JSTL.pdf                10-Feb-2005 22:38  304K
[   ] JTA_JTS.pdf             13-Jan-2005 10:54  781K
[   ] JavaDataObjects.pdf     26-Oct-2004 12:30  1.4M
[DIR] JetspeedSite/           11-Jan-2005 20:11    - 
[   ] LUCENE.pdf              11-Jan-2005 21:27  296K
[   ] Log4j.pdf               10-Feb-2005 22:12  507K
[   ] Oracle_ADF.chm          12-Jan-2005 17:28  259K
[   ] ant.pdf                 13-Jan-2005 11:10  238K
[   ] aop.pdf                 10-Feb-2005 22:25  394K
[   ] cactus.pdf              10-Feb-2005 22:13  403K
[   ] cocoon.pdf              10-Feb-2005 22:02  293K
[   ] cvs.pdf                 10-Feb-2005 22:06  514K
[   ] dao.pdf                 10-Feb-2005 22:18  494K
[   ] ejb3.pdf                10-Feb-2005 22:30  267K
[   ] fdd.pdf                 10-Feb-2005 22:24  449K
[   ] jms.pdf                 13-Jan-2005 11:14  239K
[   ] jmx.pdf                 10-Feb-2005 22:33  299K
[   ] jsf.pdf                 10-Feb-2005 22:17  415K
[   ] junitTutorial.pdf       12-Jan-2005 12:24  475K
[   ] maven.pdf               10-Feb-2005 22:08  367K
[   ] rmi.pdf                 11-Jan-2005 16:46  387K
[   ] spring_ve_springaop.pdf 13-Jan-2005 10:45  1.0M
[   ] struts.pdf              10-Feb-2005 22:04  455K
[   ] toplinktutorial.pdf     13-Jan-2005 11:08  575K
[   ] xdoclet.pdf             10-Feb-2005 22:27  372K

25 Şubat 2005

Testin testi yazılır mı?

TDD ile olan maceramıza devam ediyoruz ama bu olay sandığım kadar basir değilmiş galiba. Çünkü adamlar aşmışlar artık :) Testin testini yazıyorlar... Jester - the JUnit test tester. Nester : The unit test tester Programların yaptığı iş kısaca şöyle özetlenebilir. Kaynak kodunuzda bulunan aşağıdaki gibi satırları if YeniKayitVar Then YapilacakIslemler else AksiTakdirdeYapilacakIslemler aşağıdaki şekle çeviriyorlar. if (False) And (YeniKayitVar) Then YapilacakIslemler else AksiTakdirdeYapilacakIslemler Ardından birim testlerini çalıştırıyorlar. Eğer birim testlerinden her hangi bir hata çıkmazsa bu şu manaya geliyor. Ya eksik birim testiniz var veya testiniz yanlış çalışıyor. Testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olurmuş. ehue ehue ehue bu arada pester, nester, jester var ama dester yok. oturup yazsam mı ki? :)

Kestane geri döndü!

Fener uefa kupasından elenerek yurda geri döndü. Şaşırdım mı? Hayır. Niye ki acep? Görünen köy klavuz istemez meselesi. Sonuç? Yazık fenerlilere...

To: *******@yahoogroups.com From: "Sadettin POLAT" Date: Tue, 22 Feb 2005 07:52:41 -0800 (PST) Subject: Re: [******] büyük gecmiş olsun... yok abi bu fener olmaz... fenerbahçede daum varken fenerin avrupada başarı kazanması mümkün değildir. çünkü daum bizi bizden iyi tanıyan bir futbol adamı. teknik adamların kaderlerinin haziran - temmuz ayında belirlendiğini bizden iyi biliyor. avrupuda elenmişsin kupa kazanamamışsın hiç önemli değil yeter ki ligi şampiyon olarak bitirip galatasarayın 100. yılında galatasarayı şampiyon yapmayan adam olarak tarihe geçsin. nasıl olsa aziz yıldırım kendisiyle yeni bir mukavele daha imzalayacaktır. bu tavırları zaragoza ve kayseri maçını izleyen herkes görebilir. zaragoza maçında kulubede sessiz sedasız oturan, oyuna hiç bir mudahelesi olmayan, heyecansız daum kayseri maçında 3. golden sonra defansı bırakıp hiç olmazsa bir gol diyen kayseriye atılan 4. 5. 6. ve 7. golden sonra sevincinden kulubeye yumruk atan arkadaşlarıyla sarmaş dolaş olan biri haline geldi. uyanın fenerliler!

(Blog'a müdahale etmiş olmayayım ama, mail adresini sildim sadece. Hem madem ben de bu blogda Contributors bölümünde adı olanlardan biriym, buna hakkım var sayılır, değil mi :p [ali sarı])

24 Şubat 2005

Soruya soruyla cevap verenler...

X : 1928 yılında doğan birisi kaç yaşında olur? Y : Erkek mi kadın mı? X : Fark eder mi? Y : Kesinlik Bob! Kesinlik... X : 1928 yılında doğan bir erkek kaç yaşındadır? Y : Hala yaşıyor mu? X : ???'!@ 1928 yılında doğan ve şu an hayatta olan bir erkek kaç yaşındadır? Y : Hangi ay? X : 3 Ekim 1928 yılında doğan ve şu an hayatta olan bir erkek kaç yaşındadır? Y : Saat kaçta? X : 3 Ekim 1928 gece saat 2 de doğan ve şu an hayatta olan bir erkek kaç yaşındadır? Y : Nerde yaşıyor? X : Yaw ne farkeder? Y : Newyorktaysa 77 yıl 5 ay 3 hafta 2 gün ve 3 saat. Washingtondaysa 77 yıl 5 ay 3 hafta 2 gün ve 1 saat. Mucize adlı filmden ufak bir sahne. Y = John Travolta Rakamlar atmasyondur :)

İnsanların birbirini yanlış anlaması için en az kaç neden vardır?

* Düşündüğünüz, * Söylemek istediğiniz, * Söylediğinizi sandığınız, * Söylediğiniz, * Karşınızdakinin duymak istediği, * Duyduğu, * Anlamak istediği ve * Anladığı arasında farklar vardır! Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için EN AZ 9 ihtimal var. SYLVIANE HERPIN

23 Şubat 2005

Ağzından Baklayı Çıkarmak

Türkçe'de bakla ile alâkalı iki deyim vardır Her ikisinde de illiyet, kurutulmuş baklanın zor ıslanması ve zor yumuşamasıyla ilgilidir. Kurutulmuş baklanın ağıza alındığında ıslanıp yumuşaması uzun bir süreyi ilzam eder. Sır saklama ve dilini tutma konusunda kendisine itimad edilemeyen kişiler için "Ağzında bakla ıslanmaz" deyiminin kullanılması bu yüzdendir. Yani duyduğu bir sırrı hemen başkasına anlatır, demlenesiye kadar yahut bir baklanın ıslanacağı müddet kadar olsun beklemez demeye gelir. Baklayla ilgili diğer deyim baklayı ağzından çıkarmaktır. Deyim, içimizden geçtiği halde mekan ve zaman müsait olmadığı için nezaket veya siyaseten söyle(ye)mediğimiz şeyler için birisinin bizi ikazı zımnında "Çıkar ağzından (dilinin altından) baklayı" demesine işarettir. Deyimin hikayesi şöyle: Vaktiyle çok küfürbaz bir adam yaşarmış. Zamanla kendine yakıştırılan küfürbazlık şöhretine tahammül edemez olmuş. Soluğu bir tekkede almış ve durumu tekkenin şeyhine anlatıp sırf bu huyundan vazgeçmek için dervişliğe soyunmaya geldiğini söylemiş. Şeyh efendi bakmış, adamın niyeti halis, geri çevirmek olmaz, matbahtan bir avuç bakla tanesi getirtmiş. Bunlara okuyup üfledikten sonra yeni dervişe dönüp tenbih etmiş: - Şimdi bu bakla tanelerini al. Birini dilinin altına, diğerlerini cebine koy. Konuşmak istediğin vakit bakla diline takılacak, sen de küfretmeme isteğini hatırlayıp o anda söyleyeceğin küfürden vazgeçeceksin. Bakla ağzında ıslanıp da erimeye başlayacak olursa cebinden yeni bir baklayı dilinin altına yerleştirirsin. Adamcık şeyhinin dediği gibi tekkede kalıp kendini kontrol etmeye başlar. Bu arada şeyh efendi de bir yere gidince onu yanından ayırmamaktadır. Yağmurlu bir günde şeyh ile derviş bir sokaktan geçerlerken bir evin penceresi hızla açılır ve gençten bir kız çocuğu başını uzatarak, - Şeyh efendi, biraz durur musun? deyip pencereyi kapatır Şeyh efendi söyleneni yapar, illa yağmur sicim gibi yağmaktadır. Sığınacak bir saçak altı da yoktur üstelik niçin durdurulduğunu henüz bilmemektedir ve kız da pencere­den kaybolmuştur. Bir ara evin kapısına varıp kızın ne istediğini sormak geçer içinden ve tam kapıya yöneleceği sırada kız tekrar pencerede görünür ve, - Şeyh efendi, der, birkaç dakika daha bekleseniz... Şeyh içinden "La havle" çekse de denileni yapmamak tarikat adabına mugayir olduğundan biraz daha beklemeyi göze alır. O sırada küfürbaz derviş kendi kendine söylenmeye başlamıştır. Yağmurun şiddeti gittikçe artmakta, bizimkiler de iliklerine kadar ıslanmaktadırlar. Nihayet pencere üçüncü kez açılır ve kız seslenir: - Gidebilirsiniz artık!.. Şeyh efendi merak eder ve sorar: - İyi de evladım bir şey yok ise bizi niçin beklettin? - Efendim, der kız, elbette bir şey var, sizi sebepsiz bekletmiş değiliz. Tavuklarımızı kuluçkaya yatırıyorduk. Yumurtaları tavuğun altına koyarken bir kavuklunun tepesine bakılırsa piliçler de tepeli olur, horoz çıkarmış. Annem sizi geçerken gördü de yumurtaları kuluçkaya koydu. Münâsebetsizliğin bu derecesi üzerine şeyh efendi, - Ulan derviş, der, çıkar ağzından baklayı!. -------------------------------------------- İskender Pala'nın İki Dirhem Bir Çekirdek kitabından bazı deyimleri bilgisayara aktarmışım buraya yollamayı düşündüm. İlgilerinize.. Yazan: Seth

Porsuk - Hayranı olduğum hayvan

Niye hiçbir takımın maskotu veya logosu porsuk değil? Hayranlık duyduğum hayvanların başında porsuk geliyor. Kalıbına, yürüyüşüne bakıldığında biraz meymenetsiz, tembel, miskin bir hayvan gibi duruyor ama cesaretine, boğazına olan düşkünlüğüne, kararlılığına ve korkusuzluğuna hayran olmamak elde değil. Yılanın teki yakalmış bir fareyi tam yemek üzere. Olay yerine birden kahramanımız geliveriyor. İlk önce yılanın ağzından fareyi alıp afiyetle yiyiyor. Yılan ise porsuğu seyretmekle meşgul. Kahramanımız fareyi yedikten sonra kendisine aptal aptal bakan yılanı görüyor. Onu da afiyetle mideye indiriyor. Daha bir çok örnek verebilirim. Biraz yüksekte çalıların arasına sıkışmış bir yavru kuş var. Kuşa uzanabilmek için ayaklarının üstüne kalkıyor ama yetişemiyor. Etrafına bakıyor. Gözüne kestirdiği bir kütüğü yuvarlayarak kuşun altına getiriyor. Kütüğün üzerine çıkıp tekrar deniyor. Yine uzanamayınca başka bir kütük alıp bir önceki kütüğün üzerine koyuyor ve bingo.... Kendisine hayranlık duymakla birlikte en son tanışmak istediğim hayvanların başında geliyor. Kendisine vahşi yaşamda mutluluklar diliyorum...

22 Şubat 2005

The O.C.

Arkadaşların evde Cnbc-e olmadığından, eve yolum düştüğü vakitlerde dizinin yayın saatine uymadığından uzun zamandır bu diziyi izleyemedim. En son Ryan kız arkadaşından ayrılmıştı. Daha doğrusu piskopat bi çocuğun oyunlarından dolayı kız Ryanı terk etmişti. Konu hakkında bilgisi olan var mı?

Spor programlarının suyu çıktı !

Spora daha doğrusu futbola o kadar ilgi gösteren (her ne kadar ulusal başarılarımız fazla olmasada) bir toplumuz ki tv yapımcıları karşımıza içinde spor olan ama sunucularının spor adamı yerine tiyatroculardan oluştuğu programlar çıkarmaya başladılar (veya ne yapacaklarını şaşırıp "ya tutarsa" dediler). Gerçi Kazım Kanatların, İhsan Kalkavanların, Turgay Şerenlerin yaptıkları spor programlarının ne kadar spor programı, kendilerinin ise ne kadar spor adamı oldukları da şüpheli ama yinede Aydemir Akbaşı, Aykut Orayı, Levent İnanırı ve Erdinç Akbaşı Flash tv de Geri Dörtlü adlı spor programında maçları yorumlarken gördüğüm anda (daha doğrusu bu 4 kişinin futbol yorumu yaptıklarını anladığım anda) bir kaç saniye televizyona aval aval baktıktan sonra "e yuh yani" demekten kendimi alamadım...

BİR KÜÇÜCÜK OĞLANCIK VARMIŞ !...

Bir küçücük oglancik, bir gün okula baslamis. Pek mi pek akilliymis. Okulu da pek büyükmüs. Ama akilli çocuk, sinifina disaridan kestirme bir yol bulmus. Buna çok sevinmis. Artik okulu ona kocaman görünmüyormus. Bir zaman sonra, bir sabah ögretmen demis ki; - "Bugün resim yapacagiz." "Ne güzel! " demis çocuk. Resim yapmasini pek severmis. Her türlüsünü de yaparmis. Aslanlar, kaplanlar, tavuklar, inekler, trenler, gemiler ... Mum boyasini çikarmis ve çizmeye baslamis. Ama ögretmen "Durun!" demis. "Henüz baslamayin." Ve çocuk herkes hazir olana kadar beklemis. "Simdi" demis ögretmen, "Çiçek çizmesini ögrenecegiz." "Iyi demis" çocuk. Çiçek çizmesini çok severmis ve pek güzellerini yapmaya baslamis pembe, mavi, turuncu mum boyalariyla.. Ama ögretmen, "durun" demis, "size nasil yapacaginizi gösterecegim." Yesil sapli kirmizi bir çiçek çizmis."Iste" demis ögretmen, "Böyle çizeceksiniz. Simdi baslayabilirsiniz." Küçük çocuk bir ögretmenin resmine bakmis, bir de kendininkine... Kendininkini daha bir sevmis ama bunu söyleyememis. Kagidi çevirip ögretmeninki gibi yesil sapli kirmizi bir çiçek çizmis. Bir baska gün küçük oglancik, sinifa çikan kapiyi tek basina açmayi becerdiginde, söyle demis ögretmen."Bu gün çamurdan bir sey yapacagiz." "Iyi" demis çocuk. Çamurla oynamayi pek severmis. Her seyi yapabilirmis onunla. Yilanlar, kardan adamlar, filler, fareler, arabalar... Baslamis çamuru yogurup sikistirmaya.. Ama ögretmen "Durun, daha baslamayin!" ve beklemis hazir olmasini herkesin. "Simdi" demis ögretmen, "Bir çanak yapacagiz." "Güzel" demis çocuk. Çanak yapmasini da pek severmis ve baslamis yapmaya boy boy, sekil sekil çanaklari. Ama ögretmen "Durun!" demis, "Size nasil yapilacagini gösterecegim." Ve de göstermis herkese bir büyük çanagin nasil yapilacagini. "Iste" demis ögretmen "Artik baslayabilirsiz." Küçük çocuk bir ögretmenin çanagina bakmis, bir de kendininkine. Kendininkini daha çok sevmis, ama bunu söyleyememis. Topragini yuvarlayip yeniden yapmis ögretmeninki gibi derin bir çanak. Ve çok geçmeden küçük çocuk ögrenmis beklemeyi, izlemeyi ve her seyi ögretmen gibi yapmayi. Ve çok geçmeden baslamis kendiliginden hiçbir sey yapmamaya. Ama birdenbire küçük çoçuk ve ailesi tasinivermis baska bir eve, baska bir sehire ve çocuk gitmis baska bir okula... Bu okul daha da büyükmüs öbüründen. Kestirme yolu da yokmus disaridan. Büyük basamaklari çikmak ve uzun koridorlari geçmek gerekiyormus sinifa kadar. Ve daha ilk gün demis ki ögretmen: "Simdi resim yapacagiz!" "Güzel" demis çocuk ve beklemis ögretmenin ne yapacagini söylemesini. Ancak ögretmen bir sey söylemeden baslamis dolasmaya. Küçük çocugun yanina gelince sormus: - "Resim yapmak istemiyor musun?" - "Istiyorum" demis çocuk. "Ne yapacagiz?" - "Ne istersen" demis ögretmen. - "Her kes ayni resmi yaparsa ve ayni renkleri kullanirsa, kimin ne yaptigini ve neyin ne oldugunu nasil anlarim ben?" - "Bilmem" demis çocuk ve baslamis "YESIL SAPLI KIRMIZI ÇIÇEGI" çizmeye... Helen Buckley

Hep pop söylemekle olmaz ki...

Nefret - Anahtar Gel öyle durma Türkçe Türkçe Rap'e gel Anahtar elimde HipHop Bir Bomba Lallalallala Kulaklari tikama Gerçeklerde mikrofon HipHop bir bomba ..... ..... .....

19 Şubat 2005

Terziler ve Yazılımcılar

Teste dayalı yazılım geliştirme (Test Driven Development) fikrini ilk duyduğumda pek şaşırdığımı söyleyemem. Çünkü yaptığım projelerin içine ufak tefek, son kullanıcıyla bir ilgisi olmayan sadece bir problemle karşılaştığım vakit, daha kısa sürede bu problemi çözebilmek için programdaki bazı kod bölümlerini ve değişken değerlerini test eden kodlar yazardım. Bu sayede birçok kez problemleri çok kısa zamanda giderdiğimi hatırlıyorum. TDD ise bu test olayını daha profesyonelce yapan işe verilen addır. İşin temelinde ben şunu görüyorum. Yazılım geliştiren insanların büyük çoğunluğu(bende dahil olmak üzere) yazılım geliştirdiğimiz insanlar kadar bilgisayarın nimetlerinden faydalanamıyor. İnsanlar işlerini daha hızlı ve hatasız yapabilmek için bilgisayarları ve programları kullanıyor. Yazılımcılar ise programları sadece kod yazmak için kullanıyorlar. (Terzi kendi söküğünü dikemezmiş...) Peki bilgisayarın nimetlerinden daha fazla nasıl yararlanabiliriz? Cevap oldukça basittir. :) Bilgisayarın nimetlerinden faydalanmak için kodlar yazıyoruz. Daha fazla yararlanmak için daha fazla kod yazmamız gerekecektir yani yazdığımız kodların doğru çalışıp çalışmadığını test etmek için de kodlar yazacağız. Bu fikir ilk başta pek cazip gelmiyor insana ama başkaları için binlerce satır kod yazayorsunuz biraz da kendiniz için kod yazın. ;) TDD hala gelişmekte olan bir kavram ve kişiden kişiye uygulama değşiklikleri gösterebiliyor. Mesela bazı insanlar "önce kodla sonra testini yaz" derken bazıları "önce testini yaz sonra kodla" yaklaşımını tercih ediyor. Açıkcası ikinci yöntemin nasıl yapıldığına dair her hangi bir fikrim yok. :) Bazı kişiler ise "test edilemeyen kod kötü koddur" kadar iddalı konuşuyorlar. (haksız da sayılmazlar.) Biz ilk önce normal kodumuzu yazıp ardından bu kodun doğru çalışıp çalışmadığını test eden kodumuzu yazacağız. Hemen bir örnek yapalım. Function Topla (Sayi1, Sayi2:Integer):Integer; Begin Result := Sayi1 + Sayi2; End; Procedure TestTopla(); Begin if Topla(1,2) <> 3 Then ShowMessage('Topla fonksiyonu yanlış çalışıyor...') End; İşte ilk örneğimizi yazdık. Anlaşılır olması için çok basit bir örnek seçtik. Böyle bir testi yazmak saçma gelebilir fakat şimdilik olayın mantığını kavramaya çalışalım. Programda her hangi bir hatayla karşılaşmadığınız sürece -ki bu pek mümkün değil- sizin tdd ye ihtiyacınız yok demektir (tebrikler(?)) fakat bir hatayla karşılaştığınız zaman yapacağınz işlemlerden biri de (eğer Topla fonksiyonunun hatalı çalıştığını düşünüyorsanız ) Result := Sayi1 + Sayi2; satırına bir breakpoint koyup o noktada programı durdurarak geriye dönen değerin doğru olup olmadığını debugger da anlamaya çalışmaktır. Şimdi bu işlemleri (topla fonksiyonunun hatalı çalıştığından şüpheye düştüğünüz zamana kadar geçen süreyide eklemeyi unutmayın) yaptığınız süreyle TestTopla(); prosedürünü yazdığınız süreyi (isterseniz TestTopla prosedürünü çalıştırmak için gereken süreyide hesaba katabilirsiniz :) ) karşılaştırın. Hangisi daha fazla zamanınızı çaldı? TDD'nin avantajları sadece bunlarla sınırlı değil. Sizi daya yapısal bir kod yazmak için zorluyor. Butona çift tıkla ve içine kafana göre kodlar yaz olayına pek sinir oluyor. Test yazma ortamını oluşturmak ve testleri çalıştırmak için çeşitli araçlar mevcut. Delphi için DUnit, Java için JUnit .Net için NUnit. Bunların hepsi açık kaynak kodlu ve bedava. Eğer Delphi 2005 kullanıyorsanız DUnit ve NUnit zaten sisteminizde var demektir. DUnit http://dunit.sourceforge.net/ DUnitWizard plug-in for Delphi http://www.xpro.com.au/Freeware/DUnitWizard.htm DUnit: Türkçe: Extreme testing for Delphi (çeviri) http://www.axtelsoft.com/delphi/dunit/dunittr.zip Burdaki belgelerden de DUniti nasıl kuracağınız ve projeyi nasıl oluşturacağınız ile ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz. http://www.axtelsoft.com/dtp/docs/ http://www.axtelsoft.com/dtp/docs/doc1.html http://www.axtelsoft.com/dtp/docs/doc2.html http://www.axtelsoft.com/dtp/docs/doc3.html Örnek olması açısından hazırlanmış ufak bir proje. http://delphi53.superihost.com/Delphi/DUnit/DUnitOrnek.rar

15 Şubat 2005

Hangi programlama dili daha iyi ?

Ortalıkta bir çok programlama dili oldukça bu soru daha çok sorulacak ve daha çok tartışmalar çıkacak gibi. Bana göre hangi dilden zevk alıyorasanız, seviyorsanız ve en önemlisi para kazanıyorsanız en iyi dil bence odur. Onun için benim için en iyi dil şu anda object pascaldır ama işin aslını sorarsanız en iyi dil diye birşey yoktur. Ortada bir kaç dil vardır ve bu dillerin bazı özel durumlarda birbirlerine karşı üstünlüğü vardır. F2003-GA ile bozuk yolda 10 metre dahi ileri gidemeceğiniz aşikardır ama aynı zamanda san mariona'da jeep'in de ferrariyi geçme şansı yoktur. bu tür tartışmaların bize özgü olduğunu düşünürdüm hep ama yazılım aleminde isim yapmış kişilerin bile bu tür tartışmaların içine girdiklerini görünce şaşırmadım desem yalan olur. ilgili sayfada delphi ile python arasında kıyasıya bir mücadele var :) http://www.codefez.com/Default.aspx?tabid=79&newsType=ArticleView&articleId=89

İyi ki doğdun delphi

delphi bugün 10 yaşına bastı. nice mutlu yıllara.... nostalji için --> http://www.marcocantu.com/delphibirth/default.htm

14 Şubat 2005

Sen neymişsin be Türkçe?

Hayatım boyunca düşünsem böyle bir açıdan türkçenin ele alınabileceği aklımın ucundan dahi geçmezdi her halde... Yazıda çok ilginç iddialar var...
Türkçe'nin az araç ile çok iş yapmasının sırrı matematikte yatar.
Türkçe matematiğe dayalı olmaktan da öte, neredeyse matematiğin kılık değiştirmiş halidir.
Bu tıpkı birinci dereceden 2 bilinmeyenli bir denklemin nasıl çözüleceği öğrenildiğinde, sadece x = 6, y = 23 olan denklemlerin değil, aynı dereceden bütün denklemlerin nasıl çözüleceğinin öğrenilmiş olması gibidir.
Kurallar ise neredeyse, bu dili icat edenlerin Türk olduğuna inanmayı zorlaştıracak kadar güçlü ve kesindir.
Bu noktadan sonra, anlatılanları matematik olarak formüle etmek, aradaki ilişkiyi somutlaştırabilmek açısından yararlı olacaktır. Bunu yapmanın en kolay yolu ikili sayı sistemini kullanmak olduğu için de yalnızca 0 ve 1 leri kullanmak yeterlidir.
tamamını okumak için burdan buyrun

Bir nesne örneğinin tanımlanmadan oluşturulması

Bir bileşenden kaç tane oluşturacağımız önceden belli değilse böyle bir kullanıma ihtiyacımız olabilir. Gerçi dinamik array olarakta tanımlayıp bu işi daha güvenli bir yönden çözebiliriz ama maksat çeşitliliği artırmak olsun. Her hangi bir tanımlama yapmadan çalışma zamanında bir TEdit nesnesi oluşturup bunu form üzerinde göstereceğiz. procedure TForm1.Button1Click(Sender: TObject); begin with TEdit.Create(self) do begin left := 168; top := 59; height := 21; Width := 121; Parent :=Self; name := 'EditYeni'; end; end; procedure TForm1.Button2Click(Sender: TObject); begin //text özelliğini değiştir (FindComponent('EditYeni') as TEdit).Text := 'Ehu ehu ehu...'; end; procedure TForm1.Button3Click(Sender: TObject); begin //editi yok et (FindComponent('EditYeni') as TEdit).Free; end; güle güle kullanın....

Bana neden katlanıyorsun?

İki sevgili deniz kenarında sessiz sessiz oturuyorlarken erkek seri bir şekilde kıza dönüp: -Aşkım! Dün aklıma bir soru geldi ve bu soruyu kendime sorunca cevabını buldum. Aynı soruyu sana da sormak istiyorum. Ne cevap vereceğini çok merak ediyorum. demiş. Bu sözler üzerine kız, bir anlık şaşkınlığın ardından "Kendine sorupta cevabını bulduğun soru nedir?" diye sormuş. Erkekte derin bir nefes aldıktan sonra soruyu soruvermiş. "Bana neden katlanıyorsun?" Soru karşısında kız biraz afallar gibi olmuş. Bir kaç dakika düşündükten sonra "Buldum!" diye haykırmış sevinçli sevinçli. "Nedir bulduğun cevap?" diye sormuş erkek. Kız cevap vermiş: "Sana katlanıyorum çünkü seni çok seviyorum." Bu cevap üzerine erkeğin suratı asılır gibi olmuş ve kız verdiği cevabın yanlış olduğunu anlayınca (biraz da mahçub bir ses tonuyla) "senin verdiğin yanıt neydi?" demiş. Bunun üzerine erkek şöyle demiş: "Ben sana katlanmıyorum ki..."

11 Şubat 2005

Delphi 2005 ile yazılım geliştirme teknik semineri

Delphi ve C# ile Microsoft .NET Framework Geliştirme ortamını görmek için... Borland Türkiye – Bilgi ve Teknoloji Grubu tarafından gerçekleştirilecek sunumda “Gelmiş Geçmiş En İyi Delphi Versiyonu” olarak adlandırılan Borland Delphi 2005’in yeni özellikleri örneklerle tanıtılacaktır. Sunum içeriği: * Borland’ın Yeni Vizyonu: Yazılım Başarım Optimizasyonu * Delphi 2005 Yeni Özelliklerin Tanıtımı, Örnek Uygulamalar - Delphi, C# Kişilikleri - Winform, .NET ve Web Programlama - Geliştirme Ortamı Yenilikleri - Refactoring - Gelişmiş Veritabanı Araçları - Hızlı ve Etkili Web Programlama - Yazılım Geliştirme Hayat Döngüsü Yönetimi ve Delphi 2005 - ECO II (Enterprise Core Objects) * Soru ve Cevaplar Yer: ODTÜ Teknokent İkizler Seminer Salonu Tarih – Saat: 15 Şubat 2005 Salı, 10:00 – 12:00 Katilim ücretsizdir. Bilgi için: (312) 266 0606 www.btgrubu.com / www.ktgcorp.com Bilgi ve Teknoloji Grubu – Borland Türkiye --------------------------------------------------------------- Yücel Tepeköy Bilgi ve Teknoloji Grubu (KTG) Ankara CyberPark Bilkent 5.Cadde No:4 Ofis:9 Bilkent, Ankara 06533 Tel : (312) 266 0606 Fax: (312) 266 0607 Cep: (532) 404 0606 e-mail: yucel@ktgcorp.com Borland Excellence Endures ---- www.borland.com

10 Şubat 2005

Kanıtım kanıt olsun mu?

Arkadaşın biri meşguluz dediğimiz zaman inanmıyorda. Bende masaüstümün resmini çekip gönderdim.

Kanıtım kanıt olsun mu? (bkz: Ali Atıf İki - Bir)

Zafer benim

Her ne kadar oyun bittiğinde ekran görüntüsü alamasamda 13 - 26 oyunu ben kazandım. rakip baya direndi ama üstün zekam karşısında fazla dayanamadı... rakip arıyorum...

Birkaç Soru

Elini tutsam, dünyanın diğer ucuna benimle birlikte gelir misin? Bekle desem, dünyanın bir ucunda beni bekler misin? Denizimde fırtınalar çıktığında limanım olur musun? Karanlık bastırdığında deniz fenerim, hava açtığında yıldızlarım olur musun? Bulutlar gökyüzünü kapladığında pusulam olur musun? Mihengim, turnusol kağıdım, yüreğimin suyu bulandıkça onu durultacak iksirim olur musun? Kapılar kapandığında kapım, yollar aşındığı vakit yolum, saklanmak istedigimde duvarım olur musun? Özgürlüğüm ve mapushanem olur musun? Üşürsem evim, yorganım, sığındığım kucağım olur musun? Çölümde vaha olur musun, vahamda hurma ağacım? Dağın tavşanı, çölün ceylanı, gecenin hayalleri bağrına bastığı gibi, beni bağrına basar mısın? Sak sak yarılsa bile, gökten umudunu kesmeyen kıraç tarlalar gibi umut bağlar mısın bana? Gitmek istersem kanatlarım olur musun, kalmak istersem ayağımda prangam? Ot bitmeyen bir vadide yalnızca ALLAHA emanet edilip gidersem, sende beni kınamaksızın ona güvenir ve say eder misin? Ümidimi kaybettiğim anda ümidim, neşemi kaybettiğim zaman coskum, kalbim işgale uğrarsa rehberim olur musun? Arkadaşım, Yoldaşım, Sırdaşım, Huzurum... Nurum... / Ziynetim... / Nimetim... CENNETİM OLUR MUSUN..?

08 Şubat 2005

Çalışıyor mu?

Bu bloga veri girişi yapan mekanizmanın çalışıp çalışmadığını kontrol etmek için girilmiş bir yazıdır bu. Fazla ciddiye almayın :) (Ya hu kardeşim, aylardır çivi çaktığın yok siteye. Ölüm haberini filan da duymadık ki, nedir bu sessizlik?)