31 Aralık 2005

Muzu şekere bandırıp yemek

Aslında ben yeni yıl yazısını bundan tam 6 ay önce yazmıştım. Belki hatırlayanlar vardır. Bazı nedenlerden ötürü yazıyı yayından kaldırmak zorunda kalmıştık. Klavyemiz pilli olmadığına göre yeni bir yazı yazmaktan zarar gelmez hem de biraz vakit geçirmiş olurum :) 2006 'tan çıkıp 2007' ye pardon 2005'ten çıkıp 2006'ya gireceğimiz diyecektim. Delphi 2006 ile o kadar haşır neşir olduk ki 2006'ya çoktan alıştım şahsen. İçimde sanki 2006 dan çıkıp 2007 ye giriyormuşuz gibi bir his var. Bu yıl sonunun diğer yıl sonlarından en belirgin farkı şu ytl olayı olsa gerek. Eski tl'lerimizi bu gün son kez piyasalarda kullanıyoruz. Benimde cebimde 3 tane 1 milyon vardı ve bunları değerlendirmek için pazara gittim. Gözüme yaşlı bir amca kestirip 1 milyonlukları amcaya vererek karşılığında 2 kilo muz aldım. Sonradan dank etti. Kim yiyecek bu kadar muzu? Hadi bi şekilde yedim diyelim. Sonrası ne olacak ? Zaten muzlarda tatsız tutsuz çıktı. Aldım elime toz şeker tabağını muzu şekere bandırıp bandırıp yemeye başladım. Kimseye tavsiye etmiyorum. Sonradan kızdım kendime. Bari 1 kilo muz al gerisiyle de portakal, mandalina birşey al diye ama iş işten geçmişti artık. Tadı tuzu olmayan 15 e yakın muz masanın üstünde bana bakıyorlardı. En azından 2006 daki bana ait olan muz istihkakımı doldurmuş oluyorum. Yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim... Bir kaç yıl önce şöyle bi geyik vardı benim de sık sık yaptığım. Ahan ne oldu şimdi ? 2005 teydik şimdi 2006 da. Değişen ne ? Değişenin ne olduğunu bu yıl çok iyi anlayacağım zira önümde veritabanlarını yeni yıla devir ettirmem gereken müşterilerimiz var. Yeni yıl demek yeni eziyetler demek bundan sonra.... Yeni yıla girmeden karar vermem onemli bir diğer husus ise kpss tercihleri. Tercihleri 2005 ten çıkmadan mı yapsam yoksa 2006 da mı? karar veremiyorum. Osmaniyede akşam üstü tüm kuruyemişçilerin önü tıka basa doluydu. Ben böyle birşeyi ne rize de ne de ankara da gördüm. çok gereksiz birşey bence. otur evinde, aç bilgisayarını orda burda gezin. masanda muz varsa bir kaç tane muz ye. aç winampın tv bölümünü üç - beş anime klip izle. sonrada yat uyu. yeni yıl falan hikaye bence. yaşasın 1 mayıs ! Yılbaşında olan hindi ve çamlara oluyor zaten. Hindiler öenmli değil ama çamlara yazık ister gerçek olsun ister plastik. Aldığım bi istihbarata göre bu kuş gribini ortaya atan da bu hindilermiş zaten.

2005 Borland Developer Conference

Seminerlerin görüntülerine, kaynak kodlara ve sunum dosyalarına ulaşmak için http://bdn.borland.com/devcon05/ charlie ve marco amcanın sunumlarına göz atıyorum şimdilik. sunumların sayısına baktıkça izle izle pek bitecek gibi gözükmüyor ama bu hizmetinden dolayı bi alkışı hak etti borland :) @coderlord, marco amca interface kullanarak bazı atraksiyonlar yapmış burda. üstelik ufak bir de hile yapıyor :) observe kalıbını anlatırken kullandığı örnekte ise bir nesnenin onclick olayına birden fazla olay atıyor. bu mevzu bi yerde geçmişti ama hatırlayamadım. http://bdn.borland.com/devcon05/article/1,2006,33132,00.html diğer sunumların linkleri... 1100.swf 1104.swf 1108.swf 1112.swf 1114.swf 1120.swf 1136.swf 1142.swf 1144.swf 2100.swf 2106.swf 2110.swf 2112.swf 2122.swf 2136.swf 2138.swf 2150.swf 3014.swf 3100.swf 3106.swf 3112.swf 3118.swf 3122.swf 3132.swf 3136.swf 3138.swf 3142.swf 3144.swf 3146.swf 3150.swf 3156.swf 3158.swf 3162.swf 3164.swf 3166.swf 3172.swf 3178.swf 3182.swf 3188.swf 4104.swf 4106.swf 4112.swf 4114.swf 4116.swf 4118.swf 9004.swf 9204.swf bunlara ek olarak aynı dosyaların _config.xml, html ve _controller.swf dosyalarını da indirmelisiniz. http://bdntv.borland.com/devcon05/9004/9004_controller.swf http://bdntv.borland.com/devcon05/9004/9004_config.xml http://bdntv.borland.com/devcon05/9004/9004.swf http://bdntv.borland.com/devcon05/9004/9004.html gibi....

24 Aralık 2005

Paranoya : Bolum I - Oyun başlıyor

Bu hikayede anlatılan olaylar ve kişiler tamamen hayal ürünüdür!
Paranoya
Bolum I - Oyun başlıyor
22 mayıs 2005 Pazar
Yürüyen bant çoğu zaman olduğu gibi yine yürümüyordu. Kalabalığın arasında hızlı adımlarla ankaray ile aştiyi birbirine bağlayan koridorda ilerliyordum. Kapıdaki güvenlik detektöründen geçtiğimde her zaman alışık olduğum gibi ötmemişti. Bozuk mu diye sordum kendi kendime. Gerçi ötse ne farkederki. Hayatım boyunca detektörden geçen birinin ötmesinden sonra güvenlik görevlilerinin her hangi bir tepki gösterdiklerini görmedim. Sanki hem dedektörleri hem de güvenlik görevlilerini oraya süs için koymuşlar. Asli görevlerini yapmaları için illa bir musibetin başımıza gelmesini beklemek nasıl bir ruh halidir anlamak mümkün değil. Bu resim aslında ülkemizde güvenliğin nasıl olduğunu gösteren en güzel resim değil mi? Birden hangi amaçla burda olduğumu hatırladım. İliklerim ürperdi. Etrafta beni takip eden birileri varmış gibi hissettim bir an için ama bunun daha çok erken olduğunun farkındaydım. Gerçi yine de beni takip eden birileri vardı ama hangi amaçla beni takip ettiklerini çok iyi biliyordum. -Abi istanbul mu? Hemen kalkıyor. -(kaşlarımı yukarı kaldırarak yürümeye devam ediyorum) -Abi neresi? malatya mı? yarım saat sonra -(bir önceki harekete devam) Emanetçilerin olduğu bölüme yaklaştıkça hedefe biraz daha yaklaşıyordum. Bu arada gözümde büfelerde satılan sandiviçlere takılıyordu. Sabahtan beri Kızılaydaki simitçide alelacele yediğim bir tek simitle duruyordum. Uzun zamandır planladığım şeyi harekete geçireceğimden dolayı yemek yemeyi bile unutmuştum. Neyse bileti aldıktan sonra birşeyler atıştırırım artık otobüse binmeden... -Samsuna ne zaman arabanız var? -Yarımda -Ücreti ne kadar? -22 milyon -Pencere kenarı alabilir miyim? -Buyrun. 17 numara. Peron 65 'te. -Kaç saat burdan samsun -6 saat. Sabah 6:30 7:00 gibi samsunda olursun. -Teşekkürler -İyi yolculuklar Adetim değildir Bafra Seyehat gibi firmalardan bilet almak ama parayı biraz ekonomik kullanmam gerekiyor. Zaten altı üstü 6 saatlik bir yolculuk. Biraz müzik dinlersem biraz da kestirirsem yolculuğun nasıl geçtiğini bile anlamam. Yolculuk saatine daha 2 saat var. Oyalanacak birşeyler bulmam lazım. İlk önce şu aç karnımın bir çaresine bakayımda gerisine allah kerim. ... ... ... Bu sandiviçleri nasıl böyle yapıyorlar anlam veremiyorum. Bu resmen vatandaşı kazıklamak. Salamları, kaşarları ekmeğe öyle bir monte etmişlerki gördüğünüz zaman ekmeğin içine sığmamışta dışarıya doğru taşmış sanırsınız. Halbuki % 10 u ekmeğin içinde geriye kalan kısmı ekmeğin dışında. Neyse boşver. Bunları düşünmenin ne yeri ne de zamanı. Kafamda binbir türlü tilki dolanıyor çünkü. Beynim aşırı ısınmadan dolayı eriyecekmiş gibi bir his var içimde. Bunun nedeni ise ya içinde bulunduğum aşırı stres ve heyecan ya da bu sene erken bastıran sıcaklardan ya da her ikisi. En iyisi bu yoğun havadan biraz uzaklaşmak. Telefonun kulaklığını takıp biraz avril dinlesem bişeyciğim kalmaz her halde tabi önce şu arap saçına dönmüş kulaklığı açmam gerekecek... ... ... ... -Bunun fiyatı nedir? -Hangisi abicim? -Şu çılgın türkler -22 milyon olur üstad -türkler çılgın mı bilmiyorum ama yayınevleri gerçekten çılgın olmalı -sadece yayınevleri değil yazarlarda çılgın abi -yahu bir kitabın değerinin basıldığı kağıdın kalitesiyle orantılı olmadığının farkındayım ama maliyeti bu kadar nasıl yükseltiyorlar anlamıyorum -abicim arada hiçbir emek vermeden hisse alan kişiler çok -o hisse alan kişilerden dolayı içeriği güzel olan kitapları bile kimse alıp okuyamıyor. okuyamadıktan sonra dünyanın en faydalı kitabı olsa okura ne yazar yazara ne yazar? -valla türkiyenin çarpık hali bu. elden birşey gelmiyor. -neyse hocam. sana kolay gelsin. iyi geceler. -almayı düşünüyorsan düz 20 yaparız abi -yok saol. bugün için düşünmüyorum. -(sessizlik) ... ... ... 65 nolu peronun önünde otobüsü beklemeye başladım. Otobüsünde tekeri aynasındadır birazdan gelir demeye kalmadı öz bafra seyahatin otobüsü perona yanaştı. Hemen otobüse binip 17 numaralı koltuğuma oturdum. Sırt çantamı da bacaklarımın arasına yerleştirdim ve düşünmeye başladım bir taraftan ankarayı seyrederken. Yol yakınken geriye mi dönseydim acaba? Başımı hiç derde sokmasa mıydım acaba? Gençliğin verdiği bir heyecanla kendimi kurtlar sofrasının tam ortasına mı atıyordum? Ya herşey düşündüğüm gibi gitmezse? Ya bi yerde yanlış yaparsam? Sonum ne olurdu? Geriye kalan hayatımı nerde ve nasıl geçirirdim? Karşı taraf gerçektende düşündüğüm kadar aciz miydi yoksa ben kendimi çok mu akıllı sanıyordum? Şu koca dünyada bir tek akıllı olan ben miydim? İskenderin babasının söylediği bir söz geldi aklıma. "Bir günlüğüne sadece bir günlüğüne, benzini piyasadan çektiğin zaman neler olabileceğini düşündün mü hiç? " demişti. O güne kadar hiç düşünmemiştim ama o günden sonrada neler olabileceğini tam olarak kestirememiştim. Arabam yoktu ama hayatımın içinde benzine bağlı olarak çalışan o kadar çok unsur vardı ki hangi birini düşünsem işin içinden çıkamıyordum. Kafam karışıyordu. Bir ihtimali düşünürken bir diğer ihtimal hemencecik bitiveriyordu aklımda. Çekirge gibi birinden diğerine zıplıyor koca buğday tarlasında yolumu kaybediyordum. Çıkış yolunu bulmak imkansızlaşıyordu. sonradan vazgeçtim zaten, yığıldım kaldım buğday tarlasında. Hayatımızı çok büyük bir şekilde etkileyeceği belliydi ama tam olarak ne kadar hasar verecek bunu ancak çok güçlü bilgisayarlarla ve çok iyi yazılmış simülasyon programlarıyla hesaplayabilirdik. "Biletinizi görebilir miyim?" sesiyle irkildim. Aştiden çıkmış çoktan samsun yoluna girmiştik bile. Benzinsiz bir günün sonuçlarını oldukça fazla düşünmüş olmalıyım. Hafiften doğrulma pozisyonu alarak çaktırmadan muavine bakmaya çalıştım. Ürktüğümün farkına muavinde varmış olacak ki o da biraz şaşırmış bir halde bana bakıyordu. Ne olduğunu anlamam çok fazla uzun sürmedi hemen sırt çantamın ön cebinden biletimi çıkartarak muavine uzattım. Biletimi inceledikten sonra "nerde ineceksiniz?" diye sordu bende "meydanda" diye cevap verdim. Biletimi geri vererek diğer koltuklara doğru ilerledi bense kafamı tekrar koltuğa koyarak uyku moduna. ... ... ... Gözlerimi açtığımda hedef eczacılığın yanından geçiyorduk. Kırıkkale,Sungurlu,Çorum derken Samsuna gelmiştik. Birazdan viyadük gibi bir yerden sağa dönüp Samsun 19 mayıs üniversitesi Eğitim fakültesinin önünden geçecez. Benim için Samsun ve aynı zamanda Karadeniz bu noktadan itibaren başlıyor. Buraya geldiğim zaman karadenizin o tuz kokulu havasını en saf haliyle hissediyorum ciğerlerimde ve atakum da geçirdiğim bir yaz geliyor aklıma... Ve işte samsundayım. Meydanda iniyor ve çiftliğe doğru yürümeye başlıyorum. Dikmende tırmandığım yokuşlardan sonra çiftliğe giden bu yokuş düz yolmuş gibi geliyor gözüme. Biraz daha yürüdükten sonra çiftliğin hemen başındaki çorbacıya atıyorum kendimi ve bir ezogelin söylüyorum. Bir taraftan sıcacık çorbaya ekmeğimi bandırıp yerken diğer taraftan da yapmam gerekenleri aklımda check ediyorum. devam edecek...

18 Aralık 2005

Albüm çıkartıyorum

Hepsi bi araya gelse bi Avril olamazlar. Gerçi grupta sarı bi kız var. Hani böğürünce sesinin güzel çıktığını sanan bi grup üyesi var ya. Hahh işte o. bundan önceki iki klipte böğürme imkanı bulmuştu fakat bu son klipte o fırsatı da bulamayınca bence ortaya kötü bir iş çıkmış. Tabi yiğidi öldürüp hakkını yemeyelim. Klipleri güzel olmuş. Öle baştan savma bir klip değil. Emek harcandığı belli ama görüntü herşey demek değildir ki kuzucuklarım. Bakın selda ablanıza. Görüntü yerlerde sürünüyor ama satışlar tam tersi. Gerçi hitap ettiğiniz kitleler çok değişik ama aynı kitleye hitap eden bir sertap bir göksel de sizin için örnek olabilir. Bundan 4-5 yil önce 200.000 satan albümler için "az sattı" derlerdi şimdilerde ise 50.000 - 40.000 gibi rakamları geçen öpüpte başına koyuyor. Bir albüm ise kendi masrafını çıkartması için 20.000 satması yeterli oluyormuş. 20.000 nedir yaw? Bu rakama ben bile ulaşabilirim. bunun için çalışmalara başlıyorum. Gerçi ses yok ben de ama sesi olmayan bir çok insan yüzbinler satıyor bu ülkede. Serdar ortaç ın candan erçetinden daha fazla satış yaptığı bir ülkede neyin ne olacağı hiç belli olmaz valla. Albümü çıkardıktan sonra Nahnu bloga "sadettinpolat albüm çıkartmış" diye bi haber girse kafadan 15.000 satarım. 2000 tane radyolar alsa etti 17.000. Çok ziyaret edilen bloglara yorum niyetine bişeler karalasam ve altına "benim albümüm çıktı aldınız mı?" diye bi link koysam ordanda 2000 satarım. etti mi 19.000 ? 800 tane yurdumun meraklı insanı alsa 19.800. 100 tane de arkdaş, akraba takımı desek 19.900. geriye kalıyor 100 tane kaset. Onları da ben alırım canım. Keseme bereket :) Şimdi albüm mü yapsam yoksa singil mı çıkartsam acaba diye düşünüyorum. Albümde bir çok değerli parça var. Bu yüzden 6 şarkıdan oluşan bir albüm çıkartmayı düşünüyorum. işte albümde yer alacak şerkılar : A: Ali Usta: Bıktım be Usta Ansugo : Kekliği de tuz gölünde avladım Asma kilit: Kır Kilitlerini B: Coderlord: Ubuntusuz her gece Nahnu : Şu karpuzu vursam başıma Borland : bu ide'ler bizim için yazılıyor sevgilim bi tanede sezen den alırım belki :) Şimdi unkapanının yollarını tutma vaktidir. not:şöhret olursam hiçbirinizi tanımam ona göre.

17 Aralık 2005

Yassaah Gardesiiiim !

Her ne kadar internetin bir diğer adı özgürlük olsada özgürlüklerin de bir sınırı var malesef. Heleki bu özgürlüğün getirmiş olduğu sorunların yükleri bir başkasının omuzlarına biniyorsa... Aslında sorun bizlerin iyi niyetlerinde. Dedik ki "millet kullansın, etsin, bilsin. cahal kalmasın. Yarın birgün çocuğu "baba googel ne?" diye sorduğunda apışıp kalmasın. Tahmin edebileceğiniz gibi bu iyi niyet her zaman oldduğu gibi bu seferde bazı kişiler tarafından kötüye kullanıldı. Bizde önlem olarak bazı kısıtlamalar getirelim dedik. Merkezi bir yapı olmadığından çözümü yerel olarak uygulamaya soktuk ve en ünlü suç aletinin (internet explorer) seçeneklerini incelemeye başladık. Araçlar / İnternet Seçenekleri / Güvenlik bölümüne girince karşıma çıkan "Yasak Siteler" ibaresini görünce ve üstüne üstlük "siteler" bölümüne site eklendiğini görünce "tamamdır bu iş" dedim kendi kendime. Hemen işe koyulduk fakat sonuçlar hiçte tahmin ettiğimiz gibi olmadı malesef. Yasak dediğimiz siteler şakır şakır açılıyordu önümüzde. Bu işte bi yanlışlık var dedim kendi kendime ve ie'nin yardımına başvurmayı akıl ettim. Ak koyun kara koyun orda çıktı meydana. Güvenlik bölgelerini anlama adlı başlığı okuduğumda "Yasak siteler" bölümünün yanlış bir tercüme olduğu çıktı meydana zira yardımda Yasak Bölgeler" yerine "Kısıtlanmış siteler" sözcükleri kullanılmış ve neyi ifade ettiği diğerine oranla çok daha açıktı. Yasak sitelere eklenen siteler malesef yasaklanmıyor sadece bu bölgenin güvenlik düzeyini kullanıyordu. Aramalara devam edince "İçerik Danışmanı" bölümünün aradığımız yer olduğunu tespit ettim. :)
Erişimi denetlemek için İçerik Danışmanı'nı kullanma Sitelerin içeriklerinin nasıl derecelendirilmiş olduğuna bakılmaksızın, başkalarının her zaman görüntüleyebilecekleri bir Web siteleri listesi ayarlayabilirsiniz.
Gerekli ayarı yaptıktan sonra kullanıcıların girmesini istediğiniz bir liste yapıyorsunuz ve bu liste haricinde bir yere girmek istediklerinde ie buna izin vermiyor. "Yasak siteler" tercümesiyle beni gereksiz yere meşgul eden tercümanlarıda kınıyorum. Bu arada bir de itirafta bulunmak istiyorum. Otobüste yolculuk ederken telefonum sürekli açık oluyor. Radyo veya mp3 dinliyorum yolculuk boyunca. cep telefonlarının, aracıın bilgisayar donanımına zarar verdiği sözleri bi geyikten ibarettir umarım :) Bu itirafı ettim çünkü aynı eylemi dün gece ki yolculukta yine yaptım. Madem ankaraya geldim internette ne işim var. Nargile içmeye gidiyim ben :)

09 Aralık 2005

Ortaya karışık

Nerden başlasam ki :) Geçtiğimiz şubat ayında yazdığım bir yazı. Kestane geri döndü Bizim gibi futbolla amatör olarak ilgilenen kişiler bu gerçeği görüyorda aziz yıvdıvım bu gerçeği neden göremiyor anlamadım. Yukarıdaki resim yine mail kutuma düşmeye başladı ve bunu allahın mucizesi olarak niteleyen insanlar var.
"kuranda yazıyo, eskinden insanlar çok büyükmüş, 70 arşın boyundaymış vb."
Eskiden insanlar bu resimde gözüktüğü kadar büyük olmaları gerçek olabilir ama bu resimler gerçek değil. İyi bir photoshop çalışması... Bu ve bunun gibi daha birçok fotoğraf için : http://www.worth1000.com/ Yukarıdaki rsim için : http://www.worth1000.com/emailthis.asp?entry=18533 Israrlı denemelerime rağmen osmaniyedeki nargileleri içemedim. Nargileden her nefes çekişim mide bulantısıyla sonlanıyordu. Kaçak çaydan sonra kaçak tütünde benden sıfır puan alarak sınıfta kaldı. Osmaniyede nargile içenlere sesleniyorum. Nargileyi birde taş maranda için. Bi dostumuzu ziyarete gidiyoruz. Saolsun bi arkadaş passatıyla bizi gideceğimiz yere kadar bırakacak. Güvenliğe geldik. Bizi bırakan eleman artistik yapacak ya bize karşı, çekti arabayı memurun yanına, açtı camı -ben avukat xxx yyy. il genel meclis üyesiyim. zzz ' yi görmeye geldik görevli memur açık olan cama biraz daha eğildi ve : -pardon anlamadım artist vatandaş -ben avukat xxx yyyy. il genel meclis üyesiyim. görevli memur -şu sağa çek bekle. telefon edeyim, dedi halbuki selam sabah vermeden geçse kimsenin bişe diyeceği yok. dedim "artistliğin sonu figuranlıktır" diye ama dinletemedim. zira adam tam bir "groyum emme para bende" havasındaydı. Kendisine geçmiş olsun diyorum :) hey onbeşli, onbeşli tokat yolları taşlı onbeşliler gidiyor yarimin gözü yaşlı bu türküyü ne zaman duysam -her ne kadar beceremesemde- oynayasım gelir. bildim bileli bu türkü oyun havasını çağrıştırır bana. meğersem hiçte öyle değilmiş. milli mücadele yıllarında ordunun bir çok kaybından dolayı askere alınmak zorunda kalınan 15 yaşındaki delikanlıların arkasından yakılan çok acı bir türküymüş. bu türküyü oyun havası şekline getiren zihniyeti hayal edemiyorum. bunuda ilköğretim öğrencilerine dağıtılmak üzere milli eğitim bakanlığının bedirhan gökçeye hazırlattığı hüseyin turan, gülay gibi sanatçıların da türküleriyle eşlik ettiği "bir şiirdir çanakkale" adlı cd yi dinlerken öğrendim...

07 Aralık 2005

05 Aralık 2005

Hayal Et(me) Sevgilim

Bi şehir efsanesi haline dönmüştü. Hakkında bir sürü hikaye çıktı.
irem adındaki bu kız. erkek arkadaşıyla kavga ediyor bi gece. erkek arkadaşı da sinirlenip kafasını dağıtmak için arabayla dışarı çıkıyor. sinirli şekilde araba kullanırken yolda kaza geçirip hayatını kaybediyor. kız da bu şarkıyı ona yazıyo. arkadaşının gitarıyla çalıyor. arkadaşları da cep telefonuna kaydediyorlar bu sırada.
kız erkek arkadaşından ayrılır,çocuk kızı arar "benim eve gel sana son bir hediyem var" der,kızın geldiğini gören çocuk camdan atlar ve ölür.kız 6ay terapi görür ve bu şarkıyı ölen sevgilisine yazar..
bu şarkıyla ilgili anlatılan başka bir hikayeye göre de kızla sevgilisi motorla gidiyorlarmış, motorun frenlerinin tutmadığını anlayan çocuk kaskını çıkarıp kıza vermiş (bi tane kask varmış güya) "al sen tak" diye..sonra da kaza yapmışlar çocuk ölmüş falan filan..
Erkek arkadaşıyla kanlı olan bu kızımız onu kanlılarından önce kendisi vurmuş ve bu şarkıyıda mezarı başında söylemiş..
Aylarca şarkı "hayalet sevgilim" olarak dolaştı piyasada. Orjinali "Hayal Et Sevgilim" miş. Detaylar için... hayal gücümüz çok kuvvetliymiş doğrusu. Milletimizde bu tür bi eğilim olduğuna göre bu konuda bir dizi veya film ii tutar bence :)

04 Aralık 2005

Serdar Köylü

Linux camiasında en cok sempati duyduğum insandır kendisi. (camiada sempatik insan az zati) bu da blog adresi... O birşey diyorsa durup dinlemek lazım.

Meyra - Başka Bir Kadın

Şarkıların tamamını dinleyemedim henüz ama (download edecek yer bulamadım :) ) web sitesinden dinlediğim kadarıyla sarah brightman havası var. kaliteli bişeye benziyo yane :) ilginç bir nokta, Nazlı ılıcağın geliniymiş... http://www.meyra.org/dsikografi.asp mp3ler burada ;)