30 Mart 2005

Kadın Spikerler

Bazıları haber sunarken güzel görünmeye çalışıyorlar bazıları ise güzel oldukları için haber sunuyorlar. Bunun yanında hem haber sunan hem de güzel olanlarda yok değil. Nasıl bir haber sunduğu konusunda (tonlama, vurgu, mimik) fazla bilgim olmasada çok güzel bi hanım kızımız olduğu gözlerden kaçmıyor Melissa Theuriau'in. Meslek hayatında başarılı olmasını dilemekten başka bir şey söyleyemiyorum :)
Türkiye tarafında ise ön plana çıkan Banu Güven (Ntv) ve Burcu Esmersoy (CnnTurk) var. Bana göre Banu Güven işini yaparken güzel görünüyor Burcu ise güzel göründüğü için iş yapıyor. Her ikisininde konuşmakla ilgili bir takım problemleri var ama her zaman için Banu Güven'i tek geçerim bu alemde :)

28 Mart 2005

HintInfo

Programın arabiriminde yer alan bazı bileşenlerin içerdikleri metin ekrana sığmayabiliyor. Kaydırma çubukları da gerekli esnekliği sağlıyamıyor. Böyle bir durumda hintleri kullanarak kullanıcıya metnin tamamını göstermek güzel bir davranış olabilir. Bu örneğimizde kullanıcı fareyle listbox üzerinde ki metinlerin üzerine geldiği zaman (metin listboxa sığmamışsa) metnin tam halini hint olarak kullanıcıya gösteriyor. Kodun orjinal hali hinti direkt olarak kendi üzerinde gösteriyordu. Hintin fareye göre konumlanması daha çok hoşuma gittiği için kod üzerinde bir kaç ufak değişiklik yaptım.

...
...
...

type
  TForm1 = class(TForm)
    ListBox1: TListBox;
    ...
    ...  
  public
    procedure ShowHint(var HintStr: String; 
    var CanShow: Boolean; var HintInfo: THintInfo);
    { Public declarations }
  end;
...
...
...



procedure TForm1.ShowHint(var HintStr: String;
  var CanShow: Boolean; var HintInfo: THintInfo);
var
  MyItemIndex: Integer;
  MyString: String;
  MySize: TSize;
  MyPos: TPoint;
begin
  with HintInfo do
  begin
    if HintControl = ListBox1 then
    begin
      CanShow := False;
      MyItemIndex := ListBox1.ItemAtPos(
                     Point(CursorPos.X, 
                           CursorPos.Y), 
                     True);
      if MyItemIndex <> -1 then
      begin
        MyString := ListBox1.Items[MyItemIndex];
        GetTextExtentPoint32(ListBox1.Canvas.Handle,
                             PChar(MyString),
                             Length(MyString),
                             MySize);
        MyPos:= ListBox1.ScreenToClient(mouse.CursorPos);
        MyPos.Y := MyPos.Y - 20;
        if MySize.cx > ListBox1.ClientWidth then
        begin
          HintPos :=  ListBox1.ClientToScreen(MyPos);
          HintMaxWidth := MySize.cx + 1;
          CursorRect := Rect(MyPos.x, MyPos.y, MyPos.x +
                         MySize.cx, MyPos.y + MySize.cy);
          HintStr := MyString;
          CanShow := True;
        end;
      end;
    end;
  end;
end;

procedure TForm1.FormCreate(Sender: TObject);
begin
  Application.OnShowHint :=ShowHint;
end;

kaynak

Aynı filmi tekrar izlemek!

"Bunlara özgürlük yaramadı" diyen bazı çevreler yine o meşhur düğmeye bastılar galiba... Bunun sonunu tahmin etmek pekte güç değil doğrusu. AKP hükümeti yakında yıkılıyor... Yaratılan sunni krizler, partiden istifalar, cinci,üfürükçü hocaların tekrar ekranlarımızı işgal etmesi, askerle hükümetin arasını "size hocam diye seslendiler" gibi uyduruk sebeplerle açmaya çalışmaları, atılması gereken zor imzalar.... bakalım tayyib amca ne kadar dayanabilecek?

24 Mart 2005

Ölülerinizi gömmeyin. Bize getirin. Değerlendirelim (!)

Çok sevdiğiniz amcanızı veya teyzenizi kulağınıza küpe olarak takmak ister miydiniz? Amcalarım, ölülerinizi kapınızdan alıyor, güzelcene yakıyor (dikkat: yıkamıyorlar yakıyorlar) ve küllerinden elmas yapıp size veriyorlar. "Küllerinden yeniden doğmak" deyimi bu olsa gerek... Jenna: Kullağındaki küpe ne güzelmiş. Tylor : Saol. Anneannemin küllerinden yaptık. Beğendin mi? Senin anneannen ne zaman ölüyo? http://www.lifegem.com/ Bu meslek dalını (!) bi arkadaşımın bana gönderdiği maille öğrenmiştim. Buraya çilekli pasta yapıyorum.

KUYUMCU VİTRİNİNDEKİ CESET Yeryüzünün en kıymetli ve ışıltılı tüneline bir kara tren gibi dumanlarımı savura savura girerken,bir an önce tünelden çıkıp Beyazıt’a varmaktan başka bir şey düşünmüyordum. Kapalı çarşıyı efsanevi bir ticaret dehlizi olmaktan çıkartıp,kestirme bir yola dönüştüren ilk kişi ben değildim. Bu kadar hızlı yürüyorsam, randevuma yetişmek isteğimden, bu kadar çok duman çıkartıyorsam,sıkıntı ve telaşımdandı. Oysa tünelin iki yanında sıralanan kuyumcu vitrinleri o kadar ışıltılıydı ki, tünelin ucundaki aydınlık bu ışıltının yanında kararmış bir sini gibi kalıyor. Kapalıçarşı, içine girme gafletinde bulunmuş esirlerini bir türlü bırakmıyordu. Aslında tecrübeli ve tedbirliyim. Fakat nasıl olduysa oldu,vitrinlerin cazibesine kapılıp gecikme korkusuyla sağa sola bakmadan hızla ilerlerken,gözüm bir tabelaya takıldı: “CAN ELMASI” Bir an önce tünelin ucuna varmaya çalışırken,bu iki kelime randevumu iptal etmeye yetti ve elimden tutup, kuyumcu vitrininin önüne getirdi. Dünyanın en değerli taşlarıydı elmaslar… Olağanüstü parlaklıklarını ışığı kırma güçlerinden alıyorlardı. Beyaz ışığı içlerinde renklerle ayırıyor, gökkuşaklarından kolyeler yapıp kuğuların boyunlarına takıyor, yeryüzünün bütün taşlarını kıskançlıktan çatlatıyorlardı. İlk defa elmas görüyor değildim. Katışıksız karbondan oluştuğunu jeoloji,bitmeyen aşkın simgesi olduğunu edebiyat derslerinden öğrenmiştim. Kıratla ölçüldüklerini ve bir kıratın 200 miligram geldiğini de ansiklopedilerden. Elmasın bilinen en sert doğal madde olduğu da malumatlarım arasındaydı. Hepsi bu. Ha bir de rahmetli babaannemin anneme düğün hediyesi olarak verdiği yaprak şeklindeki yaka iğnesinin üzerindeki elmas parçacıklarını hatırlıyorum. Ama bunlar değil beni kuyumcu vitrininin önüne altın bir çivi gibi çakan. Önce iki kelime:”CAN ELMASI” Sonrada ışıl ışıl elmaslar arasında mat bir cümle: “SEVDİKLERİNİZİN KÜLLERİNDEN MÜCEVHER YAPIYORUZ!” Vitrindeki cümle yalnız mat değil, zehirliydi de. Dikkat çekmeye yarayan bir reklem cümlesi olduğunu sandım önce. Ta ki kuyumcu kapıyı açıp içeri davet edene kadar. Meğer vitrindeki kolyeler, yaka iğneleri, küpeler ve yüzükler insan cesetlerinden yapılıyormuş. “Lifegem” isimli bir Ameriken şirketi ölü bedenlerin yakılmasından elde edilen küllerden elmas üretiyormuş. Bu küllerden en az 200 gramlık bir bölümü yüksek ısıya tabi tutuluyor, karbon atomları ‘yakalanıp’ yüksek basınç ile yuvarlak,kare,dikdörtgen şeklinde takılara dönüştürülüyormuş. Elmaslar genelde sarı renkte oluyor, şayet cesetlerde yüksek oranda bor varsa mavi renkli takılarda yapılabiliyormuş. Her insanın kül özelliği farklı olduğundan her takı ‘biricik’ oluyor,bu yüzden de fiyatları 3-13 bin dolar arasında değişiyormuş. Lifegem şirketi ürettiği takıları American Gemological Institute ve European Gemological Institute gibi ‘mücevherbilim’e hizmet eden kuruluşlara gönderiyor,cesetlerden yapılan elmasarbunlarda kontrol edilip sınıflandırılıyor ve sertifikası veriliyormuş. Böylece mücevherler ömür boyu, kişiye özel ve garantili oluyormuş! Bir cesetten 100 takı çıksa da, ölülerin elmas olabilmesi için üzerlerinde altı ay çalışılması gerekiyormuş. Şirketin kurucusu Rust Vanden Biesen; “Acı çeken insanlara yardımcı olmak için bu işe girdim. İşimi seviyorum, artık ölülerinizin cenaze ve defin stresiyle uğraşmayacaksınız.”demiş, bir açıklamasında.

Can Elması’nın saflığı 0,25’le 1 kırat arasında değişiyormuş. Şirket Arge çalışmalarıyla bu oranı 3 kırata çıkarmaya çalışıyormuş. O kadar sipariş almışlar ki, taleplere yetişemiyorlarmış. Bazı müşterilerin talebi üzerine hayvanlardan da elmas üretmişler. Here ne kadar halkı Müslüman olan ülkelerden henüz bir sipariş alamamışlarsa da,Avustralya,Kanada, İngiltere,Macaristan,Hollanda ve Güney Afrika’da şube açmışlar… “Bu kadar da olmaz!” dediğinizi biliyorum. Biliyorum yazdıklarım size inandırıcı gelmiyor. Ama inanın abarttığım bir şey yok. Lifegem adlı bir Amerikan şirketi var ve ölülerin küllerinden elmas üretiyor. İnsanlar (!) dünyanın bir çok ülkesinde sevdiklerinin küllerinden oluşan takıları boyunlarına, kulaklarına ve parmaklarına takıyorlar. Tabii henüz Lifegem’in Kapalıçarşı’da bir şubesi yok. Belki de cesetlerden yapılan elmaslar tezgah altında satılıyordur. Kış geldi. Lapa lapa kar yağıyor. İstanbul’un bir çok sokağında kar ve buz yüzünden yürünemiyor. Kestirmeden Beyazıt’a çıkmak istiyorum Kapalıçarşı’dan. Kuyumcu vitrinlerinin önünden geçerken bir titreme alıyor beni. Kışın şiddetinden değil üşümem. A.Ali URAL

23 Mart 2005

19 yaşındayım yani 20 oluyorum

Allahım bu ne süper bir zekadır böle! Akıllara zarar valla. Gözlerim yaşardı yaw... 19'dan sonra 20 oluyormuş. Allah bilir 20 den sonrada 21 olacak bu süper zeka kızımız. Nedir bu bir an önce büyümek merakı anlamadım. 20 olunca babanın (!) etkisiyle filmden çıkartılan erotik sahnelerin çıkartılmamasını mı sağlayacan? Selmacım, haddimize düşmeden sana ufak bir tavsiye... 19 yaşındasın fazla açılma sonra 20 yaşında açacak yerin kalmaz... buyur burdan yak...

Kapandık mı?

Efendim merhabalar. Blog'umun bulunduğu hostun (aynı zamanda Ansugo yiğidin blogunun blulunduğu hostun hatta activecomputer'in de bulunduğu hostun) "Domain temporarily unavailable" gibi bir hata vermesi sebebiyle, bir müddet burada takılacağım. Sadettin'i de yalnız bırakmamış olurum bu süre zarfında. Tekrar merhabalar herkese :)

21 Mart 2005

Master Yoda Ulusa Sesleniyor

Kuyubaşı erkek kuaföründe çalışan master yodamızı kuaförlük kesmemiş olacak ki net alemine sıkı bir giriş yapmış. Çalışmaları biraz acemide olsa üstün gayretinden dolayı kendisini tebrik etmemek elde değil. Kendisine bu yolda başarılar diliyorum. Benim asıl değinmek istediğim husus bu adreste yayınladığı Master Yoda Ulusa Sesleniyor... adlı video klibin arka fonunda (arka fon demek biraz yanlış olur maşallah yodamızın sesini bile bastırıyor) çalmakta olan şarkının adı. Bilen duyan gören varsa bir şekilde bana bildirmeleri rica olunur. Teşekkürler Türkiye. Bizleri seçtin diye...

outlook express kayboldu

Nereye gitti bilemiyorum. Bilgisayarımın, Program Filesın, Windowsun sağına soluna baktım yok. C sürücüsünün altını üstüne getirdim yine yok. Bill amcaya burdan sesleniyorum. "kaybolmayan outlook istiyoruz!" bu kelimeleri yahoo arama motoruna girip arayan kişinin allah yar ve yardımcısı olsun...

Ehu ehu ehu :)

Jülide Ateş’in sunduğu "Hop Terelelli" adlı yarışmada, yarışmacının "Bir ülkeyi temsil eden değerli kumaş parçası?" sorusuna "İngiliz kumaşı!" diye cevap vermesi, Jülide Ateş’in bu cevap üstüne gülme krizine girip, 2 reklam arası verilmesine rağmen kendine gelememesi...
Bir maç sonrası Star spikerinin, soyunma odasının önünde içerden çıkan futbolcularla röportaj yaparken o anda yanlarında bulunan Ali Sami Alkış'a bakarak, "Evet sayın seyirciler, spor yazarı Ali Sami Alkış da yanımızda, hemen araya sıkıştırıyoruz Ali Sami Alkış'ı" demesi, Ali Sami Alkış'ın "Ben sandviç miyim beni araya sıkıştırıyorsun!" diye sert bir şekilde karşılık vermesi ve ortamın gerilmesi...
Ateş Hattı'na Almanya'dan sakallı bir hocanın katılması ve "bu yaşadıklarımız ikinci Kalu Bela'dır" sözü üzerine Reha Muhtar'ın gayet alaycı bir tavırla "Kalu Bela dediğiniz nedir?" hocam demesi, hocanın "sen ne biçim Müslümansın Reha Muhtar?" diye çıkışması, Reha Muhtar'ın büzülüp sinmesi...
Popstar yarışmasında Armağan Çağlayan'ın Bayhan'a "Seni Broadway'de bir müzikalde hayal ediyorum" demesi, Bayhan'ın "Sen hakkatten hayal kuruyorsun!" diye karşılık vermesi...
Acun'un programında, yurtdışında bir barda, önüne gelen kıza sakıntılık yapıp yılışan bir tipi gösterip; ''Görüyorsunuz sayın seyirciler magandalık sadece Türklere özgü değil, Avrupa'da da magandalar var" demesi, ardından o kişinin gelip ''Abi nasılsın? Ben de Türküm" demesi...
Ata'yı da bu listeye eklemek lazı aslında devamı....

19 Mart 2005

Rize


http://212.154.21.40/ssayfa/turkiye.htm adresinde gezinirken Rize için nasıl bir fotoğraf koyulmuş diye merak ederken bu resim çıktı karşıma. Bir an Rizeyi ne kadar özlediğim geldi aklıma... Hüzünlendim biraz ama üstü başı çay yapraklarıyla dolu olan çocukları görünce fotoğrafın çekildiği andan biraz önce yaşanan eğlenceli dakikaları hayal ederken kulaklarımla ağzım el ele vermiş ve o fotoğrafın içine çoktan karışmıştı bile... :)

18 Mart 2005

Yogaya başlama zamanı gelmiştir

Uzun bir süre olmuş günlüğe birşeyler karalamayalı... Bu da demek oluyor ki bu sıralar fazla boş vaktim olmuyor halbuki yazacak ne çok şey yaşadım bu zamanda. Mesela osmaniyede sağlık ocağının önünde top oynayan çocuklarla takım kurup futbol maçı oynadık uzun bir sürenin ardından. Ben oyundan çıktığımda (daha doğrusu saha kenarına doğru sürünürken) 4-3 yeniliyorduk (1 gol 2 asist bana ait ) ama bu sırada daha vahim bir gerçeğin farkına vardım. Top yeşil sahalarda durduğu gibi durmuyordu gerçek hayatta ve 4 saat kendime gelemedim. Futbol mu? Tövbe valla:) Sağlık ocaklarına program kurmakla meşguluz ve bu sırada merkezde açılış var. Açılışa yetişebilmek için son surat arabayla ilerliyoruz. Tam kılı kılına yetiştik derken şehrin girişinde polis çevirdi bizi ve hatalı sollama yapmaktan 92 YTL ve 15 dakika ceza keserek açılışa yetişmemize engel oldu :) Ankaraya dönüşte Pozantı civarında kamyon konvoyuna yakalanan 5 binek aracından biri olarak baya zevkli dakikalar geçirdik. Atari oyunu gibi birşeydi. Hedef, önündeki kamyonları karşıdan gelen araçlara çarpmadan geçmek. Her geçiş 5 puan. Binek otolarından birini sollamak ise +50 puan. Karşıdan gelen araçlara çarpmak -25, yol kenarındaki bariyerlere, ağaçlara v.s engellere çarpmak ise -10 puan. Bir kamyonun sizi sollaması ise -100 puan. Bi tane 64 plaka opel vardı. Vatandaş çok agresif bir şekilde kullanıyordu aracı. Kaç kere "ahanda bu sefer kafa kafaya girdiler" dedik bu araç sollama yaparken ama hep kıl payı yırttı. İnşallah uşağa kadar bu şekilde yırtmıştır. Özel arabayla seyahat etmenin en güzel tarafı mola yerlerine kendinizin karar vermesi. Otobüs firmalarının mola verdiği tesislerin en kralı, orta halli bir kamyoncu tesisinin tırnağı bile olamayacağını bir kez daha gördüm. Kamyoncular ağzının tadını biliyor valla. Bu arada turkcelle arkadaş olarak birde avea hat aldım. daha neler var neler ama özgür içerden "hadi gitmiyomuyuz?" diye sesleniyor. yogaya başlayak hep birlikte sonrra günde 2 saat uyku. yoksa yetişmiyor zaman...

11 Mart 2005

Uzun ince bir yoldayım !

Salı akşamı gittiğim Osmaniye'den çarşamba akşamı tekrar Ankara'ya dönüş yaptım. Pazar günü tekrar Osmaniye ve pazartesi akşamı tekrar Ankara yolu görünüyor... 530 x 4 = 2.120 km. Buna birde Osmaniye'de gezindiğimiz yolları eklersek ikibinbeşyüz kilometreyi buluyor. Bu arada dışarıda çok güzel bir kar manzarası var ve şu an winampta Erkan Oğur - pencereden kar geliyor adlı türkü çalıyor. Pencereyi de açacam ama felaket bir soğuk var açamıyorum :)

02 Mart 2005

Bana ordan 2 kilo özgürlük tart abicim. İyisinden olsun!

Bu nasıl bir iş kardeşim? Özgürlükleri herkes kendi keyfine göre uygularsa ne olur bu milletin hali? Madem yazılan yorumlardan gocunacan yorum özelliğini direkt kapat bitsin olay. bekirimin yazma hakkını elinden alamazsın. "Site benim istediğimi yaparım" diyebilirsin haklısın ama o zamada bende ..... http://alisari.zaxaz.com/index.php/2005/02/23/p157