31 Aralık 2005

Muzu şekere bandırıp yemek

Aslında ben yeni yıl yazısını bundan tam 6 ay önce yazmıştım. Belki hatırlayanlar vardır. Bazı nedenlerden ötürü yazıyı yayından kaldırmak zorunda kalmıştık. Klavyemiz pilli olmadığına göre yeni bir yazı yazmaktan zarar gelmez hem de biraz vakit geçirmiş olurum :) 2006 'tan çıkıp 2007' ye pardon 2005'ten çıkıp 2006'ya gireceğimiz diyecektim. Delphi 2006 ile o kadar haşır neşir olduk ki 2006'ya çoktan alıştım şahsen. İçimde sanki 2006 dan çıkıp 2007 ye giriyormuşuz gibi bir his var. Bu yıl sonunun diğer yıl sonlarından en belirgin farkı şu ytl olayı olsa gerek. Eski tl'lerimizi bu gün son kez piyasalarda kullanıyoruz. Benimde cebimde 3 tane 1 milyon vardı ve bunları değerlendirmek için pazara gittim. Gözüme yaşlı bir amca kestirip 1 milyonlukları amcaya vererek karşılığında 2 kilo muz aldım. Sonradan dank etti. Kim yiyecek bu kadar muzu? Hadi bi şekilde yedim diyelim. Sonrası ne olacak ? Zaten muzlarda tatsız tutsuz çıktı. Aldım elime toz şeker tabağını muzu şekere bandırıp bandırıp yemeye başladım. Kimseye tavsiye etmiyorum. Sonradan kızdım kendime. Bari 1 kilo muz al gerisiyle de portakal, mandalina birşey al diye ama iş işten geçmişti artık. Tadı tuzu olmayan 15 e yakın muz masanın üstünde bana bakıyorlardı. En azından 2006 daki bana ait olan muz istihkakımı doldurmuş oluyorum. Yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim... Bir kaç yıl önce şöyle bi geyik vardı benim de sık sık yaptığım. Ahan ne oldu şimdi ? 2005 teydik şimdi 2006 da. Değişen ne ? Değişenin ne olduğunu bu yıl çok iyi anlayacağım zira önümde veritabanlarını yeni yıla devir ettirmem gereken müşterilerimiz var. Yeni yıl demek yeni eziyetler demek bundan sonra.... Yeni yıla girmeden karar vermem onemli bir diğer husus ise kpss tercihleri. Tercihleri 2005 ten çıkmadan mı yapsam yoksa 2006 da mı? karar veremiyorum. Osmaniyede akşam üstü tüm kuruyemişçilerin önü tıka basa doluydu. Ben böyle birşeyi ne rize de ne de ankara da gördüm. çok gereksiz birşey bence. otur evinde, aç bilgisayarını orda burda gezin. masanda muz varsa bir kaç tane muz ye. aç winampın tv bölümünü üç - beş anime klip izle. sonrada yat uyu. yeni yıl falan hikaye bence. yaşasın 1 mayıs ! Yılbaşında olan hindi ve çamlara oluyor zaten. Hindiler öenmli değil ama çamlara yazık ister gerçek olsun ister plastik. Aldığım bi istihbarata göre bu kuş gribini ortaya atan da bu hindilermiş zaten.

2005 Borland Developer Conference

Seminerlerin görüntülerine, kaynak kodlara ve sunum dosyalarına ulaşmak için http://bdn.borland.com/devcon05/ charlie ve marco amcanın sunumlarına göz atıyorum şimdilik. sunumların sayısına baktıkça izle izle pek bitecek gibi gözükmüyor ama bu hizmetinden dolayı bi alkışı hak etti borland :) @coderlord, marco amca interface kullanarak bazı atraksiyonlar yapmış burda. üstelik ufak bir de hile yapıyor :) observe kalıbını anlatırken kullandığı örnekte ise bir nesnenin onclick olayına birden fazla olay atıyor. bu mevzu bi yerde geçmişti ama hatırlayamadım. http://bdn.borland.com/devcon05/article/1,2006,33132,00.html diğer sunumların linkleri... 1100.swf 1104.swf 1108.swf 1112.swf 1114.swf 1120.swf 1136.swf 1142.swf 1144.swf 2100.swf 2106.swf 2110.swf 2112.swf 2122.swf 2136.swf 2138.swf 2150.swf 3014.swf 3100.swf 3106.swf 3112.swf 3118.swf 3122.swf 3132.swf 3136.swf 3138.swf 3142.swf 3144.swf 3146.swf 3150.swf 3156.swf 3158.swf 3162.swf 3164.swf 3166.swf 3172.swf 3178.swf 3182.swf 3188.swf 4104.swf 4106.swf 4112.swf 4114.swf 4116.swf 4118.swf 9004.swf 9204.swf bunlara ek olarak aynı dosyaların _config.xml, html ve _controller.swf dosyalarını da indirmelisiniz. http://bdntv.borland.com/devcon05/9004/9004_controller.swf http://bdntv.borland.com/devcon05/9004/9004_config.xml http://bdntv.borland.com/devcon05/9004/9004.swf http://bdntv.borland.com/devcon05/9004/9004.html gibi....

24 Aralık 2005

Paranoya : Bolum I - Oyun başlıyor

Bu hikayede anlatılan olaylar ve kişiler tamamen hayal ürünüdür!
Paranoya
Bolum I - Oyun başlıyor
22 mayıs 2005 Pazar
Yürüyen bant çoğu zaman olduğu gibi yine yürümüyordu. Kalabalığın arasında hızlı adımlarla ankaray ile aştiyi birbirine bağlayan koridorda ilerliyordum. Kapıdaki güvenlik detektöründen geçtiğimde her zaman alışık olduğum gibi ötmemişti. Bozuk mu diye sordum kendi kendime. Gerçi ötse ne farkederki. Hayatım boyunca detektörden geçen birinin ötmesinden sonra güvenlik görevlilerinin her hangi bir tepki gösterdiklerini görmedim. Sanki hem dedektörleri hem de güvenlik görevlilerini oraya süs için koymuşlar. Asli görevlerini yapmaları için illa bir musibetin başımıza gelmesini beklemek nasıl bir ruh halidir anlamak mümkün değil. Bu resim aslında ülkemizde güvenliğin nasıl olduğunu gösteren en güzel resim değil mi? Birden hangi amaçla burda olduğumu hatırladım. İliklerim ürperdi. Etrafta beni takip eden birileri varmış gibi hissettim bir an için ama bunun daha çok erken olduğunun farkındaydım. Gerçi yine de beni takip eden birileri vardı ama hangi amaçla beni takip ettiklerini çok iyi biliyordum. -Abi istanbul mu? Hemen kalkıyor. -(kaşlarımı yukarı kaldırarak yürümeye devam ediyorum) -Abi neresi? malatya mı? yarım saat sonra -(bir önceki harekete devam) Emanetçilerin olduğu bölüme yaklaştıkça hedefe biraz daha yaklaşıyordum. Bu arada gözümde büfelerde satılan sandiviçlere takılıyordu. Sabahtan beri Kızılaydaki simitçide alelacele yediğim bir tek simitle duruyordum. Uzun zamandır planladığım şeyi harekete geçireceğimden dolayı yemek yemeyi bile unutmuştum. Neyse bileti aldıktan sonra birşeyler atıştırırım artık otobüse binmeden... -Samsuna ne zaman arabanız var? -Yarımda -Ücreti ne kadar? -22 milyon -Pencere kenarı alabilir miyim? -Buyrun. 17 numara. Peron 65 'te. -Kaç saat burdan samsun -6 saat. Sabah 6:30 7:00 gibi samsunda olursun. -Teşekkürler -İyi yolculuklar Adetim değildir Bafra Seyehat gibi firmalardan bilet almak ama parayı biraz ekonomik kullanmam gerekiyor. Zaten altı üstü 6 saatlik bir yolculuk. Biraz müzik dinlersem biraz da kestirirsem yolculuğun nasıl geçtiğini bile anlamam. Yolculuk saatine daha 2 saat var. Oyalanacak birşeyler bulmam lazım. İlk önce şu aç karnımın bir çaresine bakayımda gerisine allah kerim. ... ... ... Bu sandiviçleri nasıl böyle yapıyorlar anlam veremiyorum. Bu resmen vatandaşı kazıklamak. Salamları, kaşarları ekmeğe öyle bir monte etmişlerki gördüğünüz zaman ekmeğin içine sığmamışta dışarıya doğru taşmış sanırsınız. Halbuki % 10 u ekmeğin içinde geriye kalan kısmı ekmeğin dışında. Neyse boşver. Bunları düşünmenin ne yeri ne de zamanı. Kafamda binbir türlü tilki dolanıyor çünkü. Beynim aşırı ısınmadan dolayı eriyecekmiş gibi bir his var içimde. Bunun nedeni ise ya içinde bulunduğum aşırı stres ve heyecan ya da bu sene erken bastıran sıcaklardan ya da her ikisi. En iyisi bu yoğun havadan biraz uzaklaşmak. Telefonun kulaklığını takıp biraz avril dinlesem bişeyciğim kalmaz her halde tabi önce şu arap saçına dönmüş kulaklığı açmam gerekecek... ... ... ... -Bunun fiyatı nedir? -Hangisi abicim? -Şu çılgın türkler -22 milyon olur üstad -türkler çılgın mı bilmiyorum ama yayınevleri gerçekten çılgın olmalı -sadece yayınevleri değil yazarlarda çılgın abi -yahu bir kitabın değerinin basıldığı kağıdın kalitesiyle orantılı olmadığının farkındayım ama maliyeti bu kadar nasıl yükseltiyorlar anlamıyorum -abicim arada hiçbir emek vermeden hisse alan kişiler çok -o hisse alan kişilerden dolayı içeriği güzel olan kitapları bile kimse alıp okuyamıyor. okuyamadıktan sonra dünyanın en faydalı kitabı olsa okura ne yazar yazara ne yazar? -valla türkiyenin çarpık hali bu. elden birşey gelmiyor. -neyse hocam. sana kolay gelsin. iyi geceler. -almayı düşünüyorsan düz 20 yaparız abi -yok saol. bugün için düşünmüyorum. -(sessizlik) ... ... ... 65 nolu peronun önünde otobüsü beklemeye başladım. Otobüsünde tekeri aynasındadır birazdan gelir demeye kalmadı öz bafra seyahatin otobüsü perona yanaştı. Hemen otobüse binip 17 numaralı koltuğuma oturdum. Sırt çantamı da bacaklarımın arasına yerleştirdim ve düşünmeye başladım bir taraftan ankarayı seyrederken. Yol yakınken geriye mi dönseydim acaba? Başımı hiç derde sokmasa mıydım acaba? Gençliğin verdiği bir heyecanla kendimi kurtlar sofrasının tam ortasına mı atıyordum? Ya herşey düşündüğüm gibi gitmezse? Ya bi yerde yanlış yaparsam? Sonum ne olurdu? Geriye kalan hayatımı nerde ve nasıl geçirirdim? Karşı taraf gerçektende düşündüğüm kadar aciz miydi yoksa ben kendimi çok mu akıllı sanıyordum? Şu koca dünyada bir tek akıllı olan ben miydim? İskenderin babasının söylediği bir söz geldi aklıma. "Bir günlüğüne sadece bir günlüğüne, benzini piyasadan çektiğin zaman neler olabileceğini düşündün mü hiç? " demişti. O güne kadar hiç düşünmemiştim ama o günden sonrada neler olabileceğini tam olarak kestirememiştim. Arabam yoktu ama hayatımın içinde benzine bağlı olarak çalışan o kadar çok unsur vardı ki hangi birini düşünsem işin içinden çıkamıyordum. Kafam karışıyordu. Bir ihtimali düşünürken bir diğer ihtimal hemencecik bitiveriyordu aklımda. Çekirge gibi birinden diğerine zıplıyor koca buğday tarlasında yolumu kaybediyordum. Çıkış yolunu bulmak imkansızlaşıyordu. sonradan vazgeçtim zaten, yığıldım kaldım buğday tarlasında. Hayatımızı çok büyük bir şekilde etkileyeceği belliydi ama tam olarak ne kadar hasar verecek bunu ancak çok güçlü bilgisayarlarla ve çok iyi yazılmış simülasyon programlarıyla hesaplayabilirdik. "Biletinizi görebilir miyim?" sesiyle irkildim. Aştiden çıkmış çoktan samsun yoluna girmiştik bile. Benzinsiz bir günün sonuçlarını oldukça fazla düşünmüş olmalıyım. Hafiften doğrulma pozisyonu alarak çaktırmadan muavine bakmaya çalıştım. Ürktüğümün farkına muavinde varmış olacak ki o da biraz şaşırmış bir halde bana bakıyordu. Ne olduğunu anlamam çok fazla uzun sürmedi hemen sırt çantamın ön cebinden biletimi çıkartarak muavine uzattım. Biletimi inceledikten sonra "nerde ineceksiniz?" diye sordu bende "meydanda" diye cevap verdim. Biletimi geri vererek diğer koltuklara doğru ilerledi bense kafamı tekrar koltuğa koyarak uyku moduna. ... ... ... Gözlerimi açtığımda hedef eczacılığın yanından geçiyorduk. Kırıkkale,Sungurlu,Çorum derken Samsuna gelmiştik. Birazdan viyadük gibi bir yerden sağa dönüp Samsun 19 mayıs üniversitesi Eğitim fakültesinin önünden geçecez. Benim için Samsun ve aynı zamanda Karadeniz bu noktadan itibaren başlıyor. Buraya geldiğim zaman karadenizin o tuz kokulu havasını en saf haliyle hissediyorum ciğerlerimde ve atakum da geçirdiğim bir yaz geliyor aklıma... Ve işte samsundayım. Meydanda iniyor ve çiftliğe doğru yürümeye başlıyorum. Dikmende tırmandığım yokuşlardan sonra çiftliğe giden bu yokuş düz yolmuş gibi geliyor gözüme. Biraz daha yürüdükten sonra çiftliğin hemen başındaki çorbacıya atıyorum kendimi ve bir ezogelin söylüyorum. Bir taraftan sıcacık çorbaya ekmeğimi bandırıp yerken diğer taraftan da yapmam gerekenleri aklımda check ediyorum. devam edecek...

18 Aralık 2005

Albüm çıkartıyorum

Hepsi bi araya gelse bi Avril olamazlar. Gerçi grupta sarı bi kız var. Hani böğürünce sesinin güzel çıktığını sanan bi grup üyesi var ya. Hahh işte o. bundan önceki iki klipte böğürme imkanı bulmuştu fakat bu son klipte o fırsatı da bulamayınca bence ortaya kötü bir iş çıkmış. Tabi yiğidi öldürüp hakkını yemeyelim. Klipleri güzel olmuş. Öle baştan savma bir klip değil. Emek harcandığı belli ama görüntü herşey demek değildir ki kuzucuklarım. Bakın selda ablanıza. Görüntü yerlerde sürünüyor ama satışlar tam tersi. Gerçi hitap ettiğiniz kitleler çok değişik ama aynı kitleye hitap eden bir sertap bir göksel de sizin için örnek olabilir. Bundan 4-5 yil önce 200.000 satan albümler için "az sattı" derlerdi şimdilerde ise 50.000 - 40.000 gibi rakamları geçen öpüpte başına koyuyor. Bir albüm ise kendi masrafını çıkartması için 20.000 satması yeterli oluyormuş. 20.000 nedir yaw? Bu rakama ben bile ulaşabilirim. bunun için çalışmalara başlıyorum. Gerçi ses yok ben de ama sesi olmayan bir çok insan yüzbinler satıyor bu ülkede. Serdar ortaç ın candan erçetinden daha fazla satış yaptığı bir ülkede neyin ne olacağı hiç belli olmaz valla. Albümü çıkardıktan sonra Nahnu bloga "sadettinpolat albüm çıkartmış" diye bi haber girse kafadan 15.000 satarım. 2000 tane radyolar alsa etti 17.000. Çok ziyaret edilen bloglara yorum niyetine bişeler karalasam ve altına "benim albümüm çıktı aldınız mı?" diye bi link koysam ordanda 2000 satarım. etti mi 19.000 ? 800 tane yurdumun meraklı insanı alsa 19.800. 100 tane de arkdaş, akraba takımı desek 19.900. geriye kalıyor 100 tane kaset. Onları da ben alırım canım. Keseme bereket :) Şimdi albüm mü yapsam yoksa singil mı çıkartsam acaba diye düşünüyorum. Albümde bir çok değerli parça var. Bu yüzden 6 şarkıdan oluşan bir albüm çıkartmayı düşünüyorum. işte albümde yer alacak şerkılar : A: Ali Usta: Bıktım be Usta Ansugo : Kekliği de tuz gölünde avladım Asma kilit: Kır Kilitlerini B: Coderlord: Ubuntusuz her gece Nahnu : Şu karpuzu vursam başıma Borland : bu ide'ler bizim için yazılıyor sevgilim bi tanede sezen den alırım belki :) Şimdi unkapanının yollarını tutma vaktidir. not:şöhret olursam hiçbirinizi tanımam ona göre.

17 Aralık 2005

Yassaah Gardesiiiim !

Her ne kadar internetin bir diğer adı özgürlük olsada özgürlüklerin de bir sınırı var malesef. Heleki bu özgürlüğün getirmiş olduğu sorunların yükleri bir başkasının omuzlarına biniyorsa... Aslında sorun bizlerin iyi niyetlerinde. Dedik ki "millet kullansın, etsin, bilsin. cahal kalmasın. Yarın birgün çocuğu "baba googel ne?" diye sorduğunda apışıp kalmasın. Tahmin edebileceğiniz gibi bu iyi niyet her zaman oldduğu gibi bu seferde bazı kişiler tarafından kötüye kullanıldı. Bizde önlem olarak bazı kısıtlamalar getirelim dedik. Merkezi bir yapı olmadığından çözümü yerel olarak uygulamaya soktuk ve en ünlü suç aletinin (internet explorer) seçeneklerini incelemeye başladık. Araçlar / İnternet Seçenekleri / Güvenlik bölümüne girince karşıma çıkan "Yasak Siteler" ibaresini görünce ve üstüne üstlük "siteler" bölümüne site eklendiğini görünce "tamamdır bu iş" dedim kendi kendime. Hemen işe koyulduk fakat sonuçlar hiçte tahmin ettiğimiz gibi olmadı malesef. Yasak dediğimiz siteler şakır şakır açılıyordu önümüzde. Bu işte bi yanlışlık var dedim kendi kendime ve ie'nin yardımına başvurmayı akıl ettim. Ak koyun kara koyun orda çıktı meydana. Güvenlik bölgelerini anlama adlı başlığı okuduğumda "Yasak siteler" bölümünün yanlış bir tercüme olduğu çıktı meydana zira yardımda Yasak Bölgeler" yerine "Kısıtlanmış siteler" sözcükleri kullanılmış ve neyi ifade ettiği diğerine oranla çok daha açıktı. Yasak sitelere eklenen siteler malesef yasaklanmıyor sadece bu bölgenin güvenlik düzeyini kullanıyordu. Aramalara devam edince "İçerik Danışmanı" bölümünün aradığımız yer olduğunu tespit ettim. :)
Erişimi denetlemek için İçerik Danışmanı'nı kullanma Sitelerin içeriklerinin nasıl derecelendirilmiş olduğuna bakılmaksızın, başkalarının her zaman görüntüleyebilecekleri bir Web siteleri listesi ayarlayabilirsiniz.
Gerekli ayarı yaptıktan sonra kullanıcıların girmesini istediğiniz bir liste yapıyorsunuz ve bu liste haricinde bir yere girmek istediklerinde ie buna izin vermiyor. "Yasak siteler" tercümesiyle beni gereksiz yere meşgul eden tercümanlarıda kınıyorum. Bu arada bir de itirafta bulunmak istiyorum. Otobüste yolculuk ederken telefonum sürekli açık oluyor. Radyo veya mp3 dinliyorum yolculuk boyunca. cep telefonlarının, aracıın bilgisayar donanımına zarar verdiği sözleri bi geyikten ibarettir umarım :) Bu itirafı ettim çünkü aynı eylemi dün gece ki yolculukta yine yaptım. Madem ankaraya geldim internette ne işim var. Nargile içmeye gidiyim ben :)

09 Aralık 2005

Ortaya karışık

Nerden başlasam ki :) Geçtiğimiz şubat ayında yazdığım bir yazı. Kestane geri döndü Bizim gibi futbolla amatör olarak ilgilenen kişiler bu gerçeği görüyorda aziz yıvdıvım bu gerçeği neden göremiyor anlamadım. Yukarıdaki resim yine mail kutuma düşmeye başladı ve bunu allahın mucizesi olarak niteleyen insanlar var.
"kuranda yazıyo, eskinden insanlar çok büyükmüş, 70 arşın boyundaymış vb."
Eskiden insanlar bu resimde gözüktüğü kadar büyük olmaları gerçek olabilir ama bu resimler gerçek değil. İyi bir photoshop çalışması... Bu ve bunun gibi daha birçok fotoğraf için : http://www.worth1000.com/ Yukarıdaki rsim için : http://www.worth1000.com/emailthis.asp?entry=18533 Israrlı denemelerime rağmen osmaniyedeki nargileleri içemedim. Nargileden her nefes çekişim mide bulantısıyla sonlanıyordu. Kaçak çaydan sonra kaçak tütünde benden sıfır puan alarak sınıfta kaldı. Osmaniyede nargile içenlere sesleniyorum. Nargileyi birde taş maranda için. Bi dostumuzu ziyarete gidiyoruz. Saolsun bi arkadaş passatıyla bizi gideceğimiz yere kadar bırakacak. Güvenliğe geldik. Bizi bırakan eleman artistik yapacak ya bize karşı, çekti arabayı memurun yanına, açtı camı -ben avukat xxx yyy. il genel meclis üyesiyim. zzz ' yi görmeye geldik görevli memur açık olan cama biraz daha eğildi ve : -pardon anlamadım artist vatandaş -ben avukat xxx yyyy. il genel meclis üyesiyim. görevli memur -şu sağa çek bekle. telefon edeyim, dedi halbuki selam sabah vermeden geçse kimsenin bişe diyeceği yok. dedim "artistliğin sonu figuranlıktır" diye ama dinletemedim. zira adam tam bir "groyum emme para bende" havasındaydı. Kendisine geçmiş olsun diyorum :) hey onbeşli, onbeşli tokat yolları taşlı onbeşliler gidiyor yarimin gözü yaşlı bu türküyü ne zaman duysam -her ne kadar beceremesemde- oynayasım gelir. bildim bileli bu türkü oyun havasını çağrıştırır bana. meğersem hiçte öyle değilmiş. milli mücadele yıllarında ordunun bir çok kaybından dolayı askere alınmak zorunda kalınan 15 yaşındaki delikanlıların arkasından yakılan çok acı bir türküymüş. bu türküyü oyun havası şekline getiren zihniyeti hayal edemiyorum. bunuda ilköğretim öğrencilerine dağıtılmak üzere milli eğitim bakanlığının bedirhan gökçeye hazırlattığı hüseyin turan, gülay gibi sanatçıların da türküleriyle eşlik ettiği "bir şiirdir çanakkale" adlı cd yi dinlerken öğrendim...

07 Aralık 2005

05 Aralık 2005

Hayal Et(me) Sevgilim

Bi şehir efsanesi haline dönmüştü. Hakkında bir sürü hikaye çıktı.
irem adındaki bu kız. erkek arkadaşıyla kavga ediyor bi gece. erkek arkadaşı da sinirlenip kafasını dağıtmak için arabayla dışarı çıkıyor. sinirli şekilde araba kullanırken yolda kaza geçirip hayatını kaybediyor. kız da bu şarkıyı ona yazıyo. arkadaşının gitarıyla çalıyor. arkadaşları da cep telefonuna kaydediyorlar bu sırada.
kız erkek arkadaşından ayrılır,çocuk kızı arar "benim eve gel sana son bir hediyem var" der,kızın geldiğini gören çocuk camdan atlar ve ölür.kız 6ay terapi görür ve bu şarkıyı ölen sevgilisine yazar..
bu şarkıyla ilgili anlatılan başka bir hikayeye göre de kızla sevgilisi motorla gidiyorlarmış, motorun frenlerinin tutmadığını anlayan çocuk kaskını çıkarıp kıza vermiş (bi tane kask varmış güya) "al sen tak" diye..sonra da kaza yapmışlar çocuk ölmüş falan filan..
Erkek arkadaşıyla kanlı olan bu kızımız onu kanlılarından önce kendisi vurmuş ve bu şarkıyıda mezarı başında söylemiş..
Aylarca şarkı "hayalet sevgilim" olarak dolaştı piyasada. Orjinali "Hayal Et Sevgilim" miş. Detaylar için... hayal gücümüz çok kuvvetliymiş doğrusu. Milletimizde bu tür bi eğilim olduğuna göre bu konuda bir dizi veya film ii tutar bence :)

04 Aralık 2005

Serdar Köylü

Linux camiasında en cok sempati duyduğum insandır kendisi. (camiada sempatik insan az zati) bu da blog adresi... O birşey diyorsa durup dinlemek lazım.

Meyra - Başka Bir Kadın

Şarkıların tamamını dinleyemedim henüz ama (download edecek yer bulamadım :) ) web sitesinden dinlediğim kadarıyla sarah brightman havası var. kaliteli bişeye benziyo yane :) ilginç bir nokta, Nazlı ılıcağın geliniymiş... http://www.meyra.org/dsikografi.asp mp3ler burada ;)

25 Kasım 2005

The İmam

Yeni Şafak'ta -daha doğrusu haber7.com'da- Ali Murat Güven abimiz The İmam filmini izleyen kişi sayısı 80.000 gibi komik bir rakamda kaldığı için kızıyor ve imam hatiplilere biraz sitem ediyor.
Son yılların en anlamsız filmi "Maskeli Beşler", iki haftada yarım milyonu aşkın bilet keserken, "The İmam", Ramazan'ın başlangıcından bu yana topu topu 80 bin izleyici toplayabiliyor. Demem odur ki, fırsatı kaybettiniz sevgili İmam Hatipliler. Artık kimse acılarınızı ciddiye almayacak. Bir daha aklı başında hiçbir yapımcı sizlere dair bir öyküye 1 milyon dolar para yatırmayacak."
Bizde sırf imam hatipliyiz diye destek olmak maksadıyla gittik ve izledik. Filmi de beğenir gibi olduk üstelik. Fazla seyirci gelmedi diye eleştir, kız, köşende yaz ama biraz insaflı yaz. "Bu ülkede X kadar imam hatipli var, onlara yönelik bir film çekelim kesin X/2 kadar bilet satarız" gibi bir yaklaşımla çekmişlerse bu filmi zaten direk yazıklar olsun diyorum yok aksini düşünüyorlarsa o zamanda yeterince iyi bir iş ortaya koyamadıklarını düşünüp ilerde daha iyilerini yapmak için daha fazla çalışmaları gerektiğini kabul edecekler. Gerçi Eşref Ziya gibi oyunculuk konusunda hiçbir tecrubesi olmayan birisinin başrolünü oynadığı bir film içinde 80.000 bence iyi bir rakam. Öpte başına koy. birde habertürkün yorumuna bakın isterseniz Haber7.com sitesindeki ilgili haberde yer alan yorumlardan..
PEYGAMBERİMİZ (s.a.v.) BUYURDU Kİ : “ Yüce Allah , yaptığınız işi sağlam ve iyi yapmanızdan hoşnut olur ” (Beyhaki, Şu'abu'l-İman, 4/334)

Testere II

Eve doğru hareket etmişken askerden yeni gelmiş olan Ahmet birden "hadi sinemaya gidelim" diyince iskender, ahmet ve ben düştük büyülü fenerin yollarına. Yolda hangi filme gitsek diye konuşurken iskender "harry pıtıra gitmeyelim çok kötü bir film" dedi ardından ben de "uçuş planına gitmeyelim berbat bi film" :) dedim. Bunun üzerine Saw II ye gitmeye karar verdik her ne kadar ahmet karşı çıksada :) Testere I'i izlemiş ve çok beğenmiştim. Testerenin seçtiği yöntem yanlış olsada insanlara vermek istediği mesaj çok derin. En azından bir katil değil. Yaşamla ölüm arasındaki kararları hep kurbanına bırakıyor (gerçi bırakmasa daha ii ama) o sadece bunu bir oyun olarak görüyor. Yaptığı planlarda çok psikopatça oluyor tabi. Neyse sağda solda okuduğum yorumlara göre çoğu kimse I'deki tadı II de bulamamış gibi ama bence II daha manyak. Filmin sonunda şok olup kalıyorsunuz. Uçuş Planı mı yoksa Testere II mi sorusuna Testere II diye cevap verebilirim.

24 Kasım 2005

Uçuş Planı

Özel hayatıyla beni dumurdan dumura uğratmış, oyunculuk yeteneğiyle de bir o kadar kendisine hayran bırakmış bir kişi. Jodie Foster. En azından filme girerken içimde "acaba verdiğim paraya değecek mi?" sorusuna "% 99 değecek" diyebildiğim bir oyuncu ve öyle de oldu. Koca bir uçakta kaybolan 6 yaşındaki kızını arayan bir annenin hikayesi gibi bir konusu var filmin. Uçakta ne kadar ekşın olabilirse o kadar ekşın var ne kadar heyecan olabilirse o kadar heyecan var. Yakın zamanda yine kaybolan kızını arayan bir annenin konu olduğu bir film izlemiştim. Film öyle ilginç bir hale gelmişti ki filmi izlediğim arkadaşlarla birbirimize söylediğimiz tek cümle şuydu: "abi filmin sonunu eğer uzaylılara bağlarlarsa valla çok kötü ederler". Filmin sonu mu? Tabiki uzaylılara bağlayıp olayı kapattılar. Bizde filmin arkasından niğde de "alnının çatısına" koca bir taş yiyen uzaylılar gibi kalakaldık ortada... Uçuş planı bu yöndende iyi sayılır. Bana göre mantıksız bir tek yeri vardı ve finalde de eksik bir olay vardı. Bu eksiklerine rağmen filmin sonunda "lan bu muydu ya!" demeyeceğiniz bir filmi. Kısaca hem izlenebilir bir film hem de judie ablanın oyuncluğunu birkez daha izlemek için güzel bir fırsat. İyi seyirler.... Not: Filmi hamzayla birlikte izledik. Eminim son sahnede o da gözyaşlarını tutamamştır :)

19 Kasım 2005

Zengin Yedek Kulubesi ve Interfaceler IV (Hatta TDD I)

Eski yazılarımızda Zengin Yedek Kulubesi adı altında üzerine gittiğimiz bir konu vardı. Amacımız tek programla birden fazla veritabanını desteklemekti. Bunun için çeşitli yöntemler üzerinde durmuş dbexpress ile de ufak bir örnek yapmıştık. Bu konunun ardından Interface'ler konusuna girip birkaç yazıda bu konuyla ilgili yazmıştık. Şimdi ise interfaceler sayesinde zengin yedek kulubesi oluşturmanın bir başka yolunu -bence en iyisi- göreceğiz. Interfacelerin temel varoluş şeklini hatırlarsak neyi nasıl yapacağımızı daha kolay anlama şansımız olabilir. Interfaceler sadece "Ne" sorusuna cevap veriyolarlardı. "Nasıl" sorusuna ise cevap vermiyorlardı. Bizde bu nimetten yararlanarak arabirim kodu üzerinde minumum oynama yaparak programımıza birden çok veritabanı ile çalışma esnekliğini kazandırmış olacaz. Toparlarsak; mantık şu şekilde olacak.
//Yeni Kayıt Ekleme İşlemi
Interface.Ad := 'Ahmet'
Interface.Soyad:= 'Çakar'
Interface.Ekle;
ShowMessage('kayıt eklendi');
Peki burdaki interface neyin interfaci veya neye atıfta bulunuyor. Interface.Ekle dediğimiz zaman hangi sınıfın ekle metodu çalışıyor? "veritabanı olarak paradox kullanmak istiyorum" düğmesine tıklandığında çalışan kod
Interface :=TParadox.Create(Database);
Eğer programın paradox veritabanını kullanmasını istiyorsak yukarıdaki gibi Interface nesnemize TParadox sınıfına ait bir nesneyi atıyoruz eğer programın Access veritabanını kullanmasını isteseydik bu sefer Interface :=TAccess.Create(Database); gibi bir satır yazmamız gerekecekti. Aynı şekilde programın Oracle kullanmasını isteseydik Interface :=TOracle.Create(Database); yazmamız kafi olacaktı. Peki bunun avantajı ne olacak ? Biz hangi veritabanını kullanırsak kullanalım yukarıda yazdığımız "Yeni Kayıt Ekleme İşlemi" metodundaki kodlarımızın hiçbirisi etkilenmeyecek. Oradaki kodlar Oracle seçmisek Oracle'a göre, Access seçmişsek Access'a göre , Firebird seçmiçsek Firebird'e göre sorunsuz bir şekilde çalışacaktır. Dezavantajı Nedir? Çok fazla kod yazmanız gerekecek. Yani kaç tane veritabanına destek vermek istiyorsanız o kadar Interface.Ekle; metodu yazmak zorunda kalacaksınız. Diyelim ki 3 tane veritabanına destek vermek istiyorsunuz. Access, Firebird ve Oracle. Bu en az 3 tane sınıfınız olacak demektir ve her sınıfın kendi Ekle metodunu da yazmanız gerekiyor demektir. Gerçi bu sınıfların içerisinde dbexpress, ado gibi teknolojileri kullanıp tek bir ekle metoduylada bu iş çözülebilir gibi olsada bana göre en güvenli ve en bağımsız çözüm yolu herbirini ayrı ayrı yazmaktır. Hepsini ayrı ayrı yapmanız size tam bir bağımsızlık kazandırır. Burda yapacağımız örneğin içeriği basitçe şu şekilde olacak. Örneğimiz iki veritabanını destekleyecek. Paradox ve Access. Üzerinde işlem yapacağımız tablo ise çok basit bir tablo. Tablonun alanları aşağıdaki gibi : KISILER TABLOSU : ID: Integer AD: Karakter SOYAD : Karakter Bu tabloyu hem paradoxta hem de access te oluşturduktan sonra bu tablolara erişecek iki sınıf tanımladım. TPrdxKisiler = Paradoxta oluşturulmuş olan kişiler tablosu üzerinde işlem yapacak olan sınıfımız TAccessKisiler = Accessta oluşturulmuş olan kişiler tablosu üzerinde işlem yapacak olan sınıfımız İki nesneninde çok fazla ortak yönü olduğundan bu nesleri bir ata nesneden türetmeyi tekrarlanan kod sayısını azaltmak açısından uygun gördüm ve bu nedenle her iki nesneyi de TAtaKisiler adlı bir sınıftan türettim. Interfacei uygulayan nesnede zaten bu nesne.... Kısaca dördü(Interface, Ata nesne ve diğer iki türetilmiş nesne) arasındaki ilişkiyi şu şekilde özetleyebiliriz. Diğer bir önemli hususta bu uygulamanın DUnit ile birim testlerinin yapılıyor olması. Yani sınıflarımızda yer alan Ekle, Düzenle, Sil gibi metodların doğru çalışıp çalışmadığını test eden kodlarımız var. TDD Üzerine adlı kısımda konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz. Şimdi en başa geri dönelim. Veritabanımızda 3 tane alan bulunuyor. ID, AD ve SOYAD. İlk önce Interfacein bu alanları bir şekilde karşılaması gerekiyor. Yapısı gereği içeresinde her hangi bir değişken barındıramadığından bu alanları property olarak tanımlamamız gerekiyor. Değerleri okumak ve set etmek içinde yine birer tane prosedür ve fonksiyona ihtiyacımız olacak. E tabi birde Ekle, sil ve güncelle metodlarımız olacak. Interfacein oluşturulduğu kod aşağıdaki şekilde.
   IData = Interface
   ['{D1332F05-2543-42DB-9267-401304481BC1}']
     function  GetID():Integer;
     Procedure SetID(Const Value : Integer);
     function  GetAd():String;
     Procedure SetAd(Const Value : String);
     function  GetSoyAd():String;
     Procedure SetSoyAd(Const Value : String);

     property  ID:Integer read GetID write SetID;
     property  Ad:String read GetAd write SetAd;
     property  Soyad:String read GetSoyad write SetSoyad;

     procedure Ekle;
     procedure Sil;
     procedure Guncelle;

   end;
Sırada bu interfaci kullanan ve asıl kullanmak istediğimiz nesnelere atalık edecek olan TAtaKisiler sınıfının tanımı...
  TAtaKisiler = class(TInterfacedObject,IData)
  private
    fID:Integer;
    fAd:String;
    fSoyad:String;
    procedure SetID(const Value: Integer);
    function  GetID: Integer;
    function  GetAd: String;
    function  GetSoyad: String;
    procedure SetAd(const Value: String);
    procedure SetSoyad(const Value: String);
    { Private declarations }
  public
  constructor Create();virtual;abstract;
  property ID:Integer read GetID write SetID;
  property Ad:String read GetAd write SetAd;
  property Soyad:String read GetSoyad write SetSoyad;

  procedure Ekle;virtual;abstract;
  procedure Sil;virtual;abstract;
  procedure Guncelle;virtual;abstract;
    { Public declarations }
  end;
//

Bu sınıfın diğer sınıfların (TPrdxKisiler,TAccessKisiler) ortak bazı alan ve metodlarını içerdiği için çalışma sırasında her hangi bir şekilde bir örneğinin oluşturulmasını istemiyorum çünkü kendisi tek başına her hangi bir anlam ifade etmeyen bir sınıf. Bu yüzden Create yapılandırıcısını abstract anahtarıyla soyut hale getiriyorum. (constructor Create();virtual;abstract;) Eğer bu sınıfa ait bir nesne oluşturmak isterseniz Delphi bunu kabul etmez ve oluşturmaz. Her nesnede ortak olan alan ve metodları burda tanımlıyorum fakat her metodu diğer nesneler kendilerine göre yeniden düzenlemeleri gerektiğinden metod isimlerinin sonuna abstract anahtarını eklemeyi unutmuyorum. ve nihayetinde işte karşımızda kullanacağımız asıl sınıflardan biri....
  TPrdxKisiler = class(TAtaKisiler)
  private
    fDatabase : TDatabase;
    fQuery:TQuery;
    { Private declarations }
  public
  constructor Create(DataBase:TDatabase);reintroduce;
  destructor Destroy; override;
  procedure Ekle;override;
  procedure Sil;override;
  procedure Guncelle; override;
    { Public declarations }
  end;
bu da bir diğeri....
  TAccessKisiler = class(TAtaKisiler)
  private
    fAdoConnection : TAdoConnection;
    fQuery:TAdoQuery;
    { Private declarations }
  public
  constructor Create(AdoConnection:TAdoConnection);reintroduce;
  destructor Destroy; override;
  procedure Ekle;override;
  procedure Sil;override;
  procedure Guncelle; override;
    { Public declarations }
  end;
Private alanında tanımladığım nesnelerin tipine ve Create yapılandırıcısındaki parametre tipine dikkat edin. Gövde metodlarının hepsini buraya yazmayacam ama örnek olması için sadece TPrdxKişiler sınıfının metod gövdesini buraya ekliyorum.
{ TPrdxKisiler }

constructor TPrdxKisiler.Create(DataBase: TDatabase);
begin
 inherited;
 fDatabase :=DataBase;
 fQuery :=TQuery.Create(nil);
 fQuery.DatabaseName :='SADODATA';
end;

destructor TPrdxKisiler.Destroy;
begin
  FreeAndNil(fquery);
end;

procedure TPrdxKisiler.Ekle;
begin
fQuery.Close;
fQuery.SQL.Clear;
fQuery.SQL.Add('Insert Into KISILER (AD,SOYAD) '+#13+
               'Values (:AD,:SOYAD)');
fQuery.Params[0].AsString := fAd;
fQuery.Params[1].AsString := fSoyad;
fQuery.ExecSQL;
end;



procedure TPrdxKisiler.Guncelle;
begin
fQuery.Close;
fQuery.SQL.Clear;
fQuery.SQL.Add('Update KISILER  Set AD = :AD,'+#13+
               'SOYAD = :SOYAD Where ID = :ID');
fQuery.Params[0].AsString := fAd;
fQuery.Params[1].AsString := fSoyad;
fQuery.Params[2].AsInteger := fID;
fQuery.ExecSQL;

end;





procedure TPrdxKisiler.Sil;
begin
fQuery.Close;
fQuery.SQL.Clear;
fQuery.SQL.Add('Delete From KISILER Where ID = :ID');
fQuery.Params[0].AsInteger := fID;
fQuery.ExecSQL;
end;

Sıra geldi bunları kullanmaya... Formun üzerinde iki tane düğme var. Paradox kullanmak isteyen birisi "Paradox kullanmak istiyorum" adlı düğmeyi, Access kullanmak isteyen birisi ise "Access Kullanmak istiyorum" adlı düğmeyi tıklıyor. Bunun yanında kayıt silmek , güncellemek ve eklemek içinde 3 adet düğme bulunuyor. Tabi birde verilerin girilebileceği editler. Test etmek amacıyla sol tarafa iki adet grid yerleştirdim. Düğmlere tıkladıktan sonra bu gridlerden işlemlerin başarılı bir şekilde olup olmadığını burdan kontrol ediyorum. Interfacei formun public bir alanında Data:IData şeklinde tanımladıktan sonra ilgili düğmelerde interface uygun değerleri aktarıyorum.
procedure TForm1.SpeedButton1Click(Sender: TObject);
begin
Data :=TPrdxKisiler.Create(Database1);
end;

procedure TForm1.SpeedButton2Click(Sender: TObject);
begin
 Data :=TAccessKisiler.Create(ADOConnection1);
end;
Ekle, sil, Düzenle düğmelerinin kodları ise şu şekilde...
procedure TForm1.Button1Click(Sender: TObject);
begin
Data.Ad := edit2.Text;
Data.Soyad:=edit3.Text;
Data.Ekle;
ShowMessage('kayıt eklendi');

end;

procedure TForm1.Button2Click(Sender: TObject);
begin
Data.ID := StrToInt(edit1.Text);
Data.Ad := edit2.Text;
Data.Soyad:=edit3.Text;
Data.Guncelle;
ShowMessage('kayıt güncellendi');

end;

procedure TForm1.Button3Click(Sender: TObject);
begin
Data.ID := StrToInt(edit1.Text);
Data.Sil;
ShowMessage('kayıt silindi');

end;
Programa yeni bir veritabanı desteği eklemek istediğinizde yapmanız gereken nedir? TPrdxKisiler gibi bir sınıf daha oluşturmak (mesela TFirebirdKisiler), programa "Firebird Kullan" başlıklı bir buton eklemek ve butonun koduna Data :=TFirebirdKisiler.Create(IBDatabase1); yazmak. Hepsi Bu. Aslında testler bana göre daha ilginç ama testleri şu an için buraya koymaya üşeniyorum. Kaynak kodu indirdiğiniz zaman DUnit klasörü altındaki test kodlarına bakmayı da unutmayın. Düşüncelerinizi de burda belirtirseniz çok sevinirim. //edit: test kodlarını yorum bölümüne ekledim ÖRNEK UYGULAMAYI İNDİRMEK İÇİN BURAYA TIKLAYIN. Bu arada RemObjects software'in Data Abstract adlı ürününe de bir gözatın...

Polisin Hatıra Defterinden

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Feyzullah Arslan 'ın "Polisin Hatıra Defterinden" kitabından Heyecanlı bir ses: "Merkez tarandık". Merkez: "Hayır efendim aranmadınız". 4512: "Merkez! Alet kontrol" Merkez: "Elinizdeki alet değil, cihaz". 4512: "Aletin cihaz olduğu anlaşıldı merkez". Şöför: "Müdürüm, araç intikal etsin mi?" Müdür: "Etsin, ama içinde şöförüde olsun". Merkez: "Camide son durum nedir?" 5436: "Cenazeler mezarlığa seyir halindeler". 4536: "Merkez, orta kilolu, kara renkli, boynuzlu bir tosun kaybolmuş". Merkez: "Anlaşıldı. İstasyonlar not alın. Kaybolan tosun eşkali veriyorum". 3370: "Bir minibüs at arabasına çarpmış, at vefat etmiş". Merkez: "Başın sağ olsun evladım. 7553:"Kaçan aracı takip halindeyiz". Merkez: "Anlaşıldı. Mevkiiniz?" 7553:"Kaybolduk Merkez!..." Merkez:"Mevkiiniz?" 4566:"Cumhuriyet caddesi". Merkez:"Tam mevkiiniz?" 4566:"Arabadayız Merkez". 5452: "Bahse konu aracı aldık, inceliyoruz, tamam" Merkez: "Araç alkollü mü?" 5452: "Olumsuz efendim, araç dizelmiş". 4512: "Merkez, hırsız kaçıyor!" Merkez: "Anlaşıldı, nereden nereye kaçıyor?" 4512: "Şuraya doğru kaçıyor". Merkez: "Biri 4512'den telsizi alsın, adam gibi tarif etsin". 3345: "Yonca Evcimik konserindeki son durum nedir?" 6220: "Henüz Abone'yi söylemedi amirim". 5433: "Caddede şüpheli bir paket var." Merkez: "Anlaşıldı, çevre güvenliğini alın, pakete dokunmayın. Uzman ekip seyir halinde 5433: <3 dakika sonra> "Uzman ekibe gerek yok. Paket boş". Merkez: "Nereden anladınız, 'Çevre güvenliğini alın' demiştik". 5433: " Üzerinden kamyon geçti efendim". Merkez: "İskeledeki aracın belgelerini alın". 5426: "Araç feribota binmekte..." Merkez: "Belgeleri muhakkak alın". 5426: "Doğrudur Merkez, ben de feribota biniyorum". 5426: <5 dakika sonra> "Aracın belgelerini aldım". Merkez: "Derhal merkez karakoluna intikal edin". 5426: "Olumsuz Merkez. Feribot hareket etti. Ben karşıya geçiyorum. 17.00 feribotu ile dönerim".

18 Kasım 2005

E-Devlet Kapısında Galip: Linux + Java

birkaç ay önce E-devlet kapısında Linux - MS savaşı başlığı altında yapılacak olan bir ihaleyi buraya yazmıştım. İhale sonuçlanmış ve Oytek ihaleyi kazanan firma olmuş. Bana kalırsa bu kapı dert kapısına dönüşeceği kesin. en azından devletin parası yine devlete gidecek :) ayrıntılar...

South Park - Simpsons Benzerliği

Başlarındaki "S" lerden başka bir benzerlikleri olmasada "usta" diyip bağrımıza bastığımız kişiler South Park diye bize Simpsonları kakalayabiliyor. Gerçi kalbimden geçeni okumuş diycem -simpsonları daha bi severim- ama benim gibi bir garibi kandırmanın ne alemi var ? :P South parkın 3. sezonu var mıydı?

17 Kasım 2005

DataWars Episode II

Açık kaynak kodlu veritabanları (HSQLDB, Derby, SQLite, Firebird, Ingres, PostgreSQL, MySQL vb.) pastadan iyi pay alınca bu işi paralı yapan firmalar da boş durmadı ve atağa geçti. İlk önce Sybase ASE Express Edition for Linux çıktı ardından SQL Server 2005 Express Edition ve bunun da ardından Oracle Database 10g Express Edition çıktı. Genelde hepsinin limiti aşağıdaki şekilde : Supports 1 CPU, but can be installed on any server 1 gigabyte (GB) addressable RAM 4 GB maximum database size İyi olan kazansın !

Firefox ve Opera

Google'ın Personalized Home kısmına giriyorum ve sık okuduğum blogları buraya ekleyeyim diyorum. Add Content --> Create a Section diyorum karşıma hiçbirşey çıkmıyor. Başka bir site olsa hemen firefox diycem ama Googel be kardeşim. Googel'da bile problem çıkartıyorsa bu firefox gerisini düşünmek istemiyorum. Sorunun kimde olduğunu tespit etmek için açıyorum operayı ve ilgili yere bu seferde opera ile bir tık yapıyorum. Gayet düzgün bir şekilde gösteriyor. Gerçi daha sonra operadaki Feed menüsü gözüme takılıyor ama ben yine blogları faremle tıklaya tıklaya açıp okumak daha iidir diyorum ve bu mevzuyu burda kapatıyorum.

16 Kasım 2005

Java ile Kahve Molası

Teknoloji TV de salı günleri 23:00 (doğru mu bu?) te başlayan ve java ağırlıklı olmak üzere programlama üzerine yayın yapan bir program. Sunucu sabit konuklar değişken. Forum kısmı işe yaramaz, program ise genelde eğlenceli ve güzel geçiyor ama bu hafta ki bölümü pekte güzel değildi. Beş parmağın beşi de bir olmaz ne de olsa :) Salı geceleri yapacak bir işiniz yoksa ve cnbc-e de de malcom in the midle oynamıyorsa Java ile Kahve Molası'na takılabilirsiniz.... http://www.teknolojitelevizyonu.com/

15 Kasım 2005

Elveda Google AdSense

yahu bari benim sırtımdan para kazanma :) elveda kapitalizmin masum görünen haylaz çocuğu... dipnot: bugüne kadar hesabımda birikmiş olan 0,6 $ ' ı da türk hava kurumuna bağışlıyorum.

11 Kasım 2005

fatal error

// harbi fatal error //

29 Ekim 2005

Rizedeyim...

Bir yıl olmuş rizeye uğramayalı. Özlemişim bea :) Bilhassa yağmurunu zaten kendisi de beni karşılamayı ihmal etmedi. Pencerden kesişiyoruz şu an.-iftara kadar biter inşallah-

Rizeyle ilgili bi de resim ekleyeyim dedim ama google in resim arama bölümünden karşıma çıkan ilk resim bu oldu. Kırmadım bu mübarek ramazan günü google ı ve ekledim resmi bloga. bundan sonra flickr.com dan aratacam bi resim lazım olursa :) Edit Ali SARI :)

Madem sen ekleyecek fotoğraf bulamadın, buyurun müessesenin ikramı olarak bu fotoğrafları kabul edin :)
soldan sağa : selim, ali, muhsin ve sado soldan sağa : sigara böreği1, sigara böreği2, ..., sigara böreğiN

23 Ekim 2005

Madalyonun iki yüzü

mutluysanız ve bu mutlu anın bozulmasını istemiyorsanız bu linke tıklamayın. -gerçi ne kadar mutlu kalabilirsiniz ki?- http://www.ekincaglar.com/coin/flash-tr.html

22 Ekim 2005

Borlandın yeni stratejisi :)

Bu işi çok abartanlara borland "bu iş çocuk oyuncağı" diyivermiş. stratejiyi oldukça beğendim. 11 yaşındaki bir kızın delphi 2006 kullanarak yaptığı bir eco modellemesini gösteren videoyu sitesine koymuş ve "olay budur abi pardon abla" diyivermiş. borland işi biliyor. elemanları çekirdekten yetiştiriyor ama daha sonra ms hazır yetişmiş bu elemanlara kancayı takıyor. bu kızımızı da bir kaç sene sonra ms de görmek mümkün. hahahhahahha http://bdn.borland.com/article/0,1410,33331,00.html videoyu hemen yandaki linkten izleyebilirsiniz...

11 Ekim 2005

Interfaceler - 2

interfaceler ve guid arasındaki ilişkinin ne olduğunu anlamaya çalışırken yardımımıza yine marco cantu amcamız koşarak geldi ve bize güzel ipuçları verdi. delphi 7 kitabındaki interfacler bölümünden bir notu aktarıyorum buraya.
Her ne kadar interfacler bir GUID belirtmeden derleyerek kullanabilseniz de genellikle bunu yapmamanız gerekir. Çünkü QueryInterface işleminin gerçekleştirilebilmesi ve bu interface tipi kullanılarak dinamik "as" tip atamalarının yapılabilmesi için bu şarttır. Interfacelerin (genellikle) tek amaçları çalışma zamanında büyük oranda artırılmış tip esnekliğinden faydalanmak olduğu için sınıf tipleriyle karşılaştırıldılarında GUID sahibi olmayan arabirimler pek işe yaramaz.
Kısaca queryinterface işlemini kullanabimek veya "as" ifadesini çalışma zamanın da kullanabilmek istiyorsak guidleri kullanmamaız lazım. Aşağıdaki gibi iki adet interface tanımlıyorum ve bunlardan bi tanesine guid numarası veriyorum diğerine vermiyorum.

IKus=interface(iinterface)
['{2B67EB54-6856-411A-B331-203FC6987574}']
{ procedure Uc;
end;

IFutbol = interface(iinterface)
procedure TakimAdi;
end;

her iki interfaceide kullanan iki tane sınıf tanımlıyorun.

tkanarya = class(TInterfacedObject,iKus,ifutbol)
procedure uc;
procedure TakimAdi;
end;

tkartal = class(TInterfacedObject,iKus,ifutbol)
procedure uc;
procedure TakimAdi;
end;
bu sınıfların gövdelerini ise aşağıdaki gibi tanımladım.

{ tkanarya }

procedure tkanarya.TakimAdi;
begin
ShowMessage('kestane :)');
end;

procedure tkanarya.uc;
begin
ShowMessage('uç kanarya');
end;

{ tkartal }

procedure tkartal.TakimAdi;
begin
ShowMessage('beşikaş');
end;

procedure tkartal.uc;
begin
ShowMessage('uç kartal');
end;
button1 in kodları ise şu şekilde

procedure TForm1.Button1Click(Sender: TObject);
var
kus:IKus;
futbol:IFutbol;
kartal:tkartal;
begin

kartal := tkartal.Create;
kus := kartal as ikus; // bu satır başarılı bir şekilde derleniyor
// futbol := kartal as ifutbol; //delphi bu satırı derlemeyi
// kibarca reddediyor.
futbol := kartal; //anlamadığım nokta bu. bu satır geçerli bi satır :)

if kus.QueryInterface(StringToGUID('{2B67EB54-6856-411A-B331-203FC6987574}'),
kartal) = s_ok then 
ShowMessage('destekliyor')
else
ShowMessage('desteklemiyor');
kus.Uc;
//guid belirtirsek bu if ifadesi düzgün çalışıyor. aksi takdirde 
//çalışmıyor...

end;
bu şekilde "as" ifadelerini nerde kullanıyoruz diye düşündüğümde aklıma ilk gelen örnekler aşağıdakiler gibi. doc := WebBrowser.Document as IHTMLDocument2; Range := ((WB.Document AS IHTMLDocument2).body AS IHTMLBodyElement).createTextRange; -kafamdaki soru işaretlerini tam olarak gidermesede- interfacelere guid numaraları vermekteki maksat bu şekilde ki ifadelerin çalışabilmesini sağlamak.

08 Ekim 2005

Unutmayın ! Ramazan demek yardım demek.

Mevzu bahis olan arkadaşla internetten tanışmıştım. İyi hoş çocuktu. Kredi kartı aldığı zaman "aman ha ! dikkatli kullan" diye de uyarmıştım halbuki fakat harcama limitini iyi belirleyemeyince, bırakın yorganı ayaklar artık yatağa sığmaz olmuş. Üstüne birde işten çıkartılınca haciz kapısına dayandı arkadaşın. Arkadaşlar arasında toplandık biraz yardım toparladık ama topladıüımız miktar devede kulak kaldı malesef. Arkadaşın başka çaresi kalmayınca evdeki bazı eşyalarını satmak zorunda kaldı. Bazılarını gittigidiyor.com aracılığıyla bazılarını da önümüzdeki pazar günü evinin bahçesinde yapacağı bir açık artırmayla satmayı düşünüyor. Hem sizin ihtiyacınızı gidermek hemde arkadaşımızın ihtiyacaını gidermek için satılan eşyalara göz atmak isterseniz aşağıdaki adresten eşyaları görebilirsiniz. ihtiyacanız olmasa bile ramazan dolayısıyla katkıda bulunmak isterseniz yine çok büyük sevap kazanırsınız. not: arkadaşın ismini ve adresini burdan veremiyorum. bu bilgilere ulaşmak isteyen arkadaşlar bana mail atabilirler. bu vesileyle bende mübarek ramazan ayının hayırlara vesile olmasını diliyorum. allah hiç kimseye yokluk göstermesin. http://www.flickr.com/photo_zoom.gne?id=50526478&size=o

07 Ekim 2005

Ajax

web uygulamaları masaüstü uygulamalarının önemli bir özelliğini yakalamak üzere (mi?). ajax'la ilgili incelediğim bir çok demo vasatın altındaydı daha doğrusu yeni birşey değildi. daha önceden dhtml,xml gibi şeylerle zaten yapılabilen şeylerdi. burdaki uygulama biraz daha dişe dokunur nitelikte. web uygulamalarına bu özellik kendimi bildim bileli kazandırılmaya çalışılıyor ama nedense bir türlü sonuca ulaşılamıyor. applet, flash ve diğerleri... bakalım ajax bu bayrağı nereye kadar taşıyacak.

05 Ekim 2005

Interface'ler

Nedense interfaceleri aklımda hep com ile ilişkilendirdiğim ve com'dan da çok fazla hoşlanmadığım için hep uzak durdum. Karşıma çıktığında ise hep şöyle gözucuyla bakarak ortamdan sıvışma yolunu seçtim. Genelde java örnekleri bulunan bir kitapta sıklıkla interfacelerden söz edilmesi, bazı tasarım kalıplarını uygularken interfaclerin kullanılması, bazı tekniklerin uygulanması sırasında interfaclerin ne kadar işe yaradığından bahsedilmesi ve son olarakta furkan'la yaptığımız sohbette konunun interfacelere gelmesi ortamdan sıvışmakla pekte iyi yapmadığım hususunda beni uyardı. Elimdeki kitapların ilgili bölümlerini tekrar gözden geçirerek -bu sefer gözucuyla değil- nedir ne değildir anlamaya çalıştım. İlk anladığım nokta com ile interfacein göbeklerinin bir kesilmediği oldu. Kylix'te bile interfaceler mevcutmuş hatta benim gibi com ile gelen bir teknoloji olduğunu düşünen bir çok kişi olmalı ki daha önceden IUnknown olarak delphide bulunan interface kavramını delphi 5 ten sonra borland -kendi interface desteğini tam olarak gösterebilmek için- com'un ata nesnesi olan IUnknown tanımından IInterface tanımına geçmeyi uygun görmüş. Yani interfaceler oop'un çok önemli bir öğesi olmakla birlikte güçlü ve popüler dillerin hepsi bu kavramı destekler pozisyonda. Valla ms, com sayesinde bu interfaceleri öyle bir hale sokmuşki bu kavramın ms'nin olmadığını çakozlamak biraz zaman alıyor :) gerçi ms bunu hep yapıyor. xml'i ms standartı olarak bilen kaç kişi vardır sizce? Ya neyse boşverin biz konumuza dönelim. -Asım, şu pencereyi kapa ceyran yapıyor.- Interfaceler kısaca nasıl tarif edilir bilmiyorum ama okuduklarıma dayanarak şunu sallayabilirim. Interfaceler sadece "NE" sorusuna yanıt verirler, "NASIL" sorusuna ise yanıt vermezler. Bu da nedemek şimdi ? İlkokuldaki türkçe dersimize dönelim. "Yazılışları(okunuşlaru) aynı anlamları farklı" olan kelimelere ne diyorduk ? eşsesli veya sesteş. interfacelerde bunun gibi birşey işte. Dışardan bakınca bütün metod ve fonksiyonları aynı ama içerden bakınca farklı. dışı seni yakar içi beni misali.... hepten karıştı ya .... ! -Her yiğidin yoğurt yiyişi farklı mıdır abicim? -farklıdır -peki ben fazla kafa karıştırmadan Yigit.YogurtYe diye bir komut versem ve bu komutun -değişik yiğitler için değişik sonuçlar vermesini sağlayabilir miyim ? -bildim bildim. interface kullanacan di mi? -sen ne zekisiyin ya. gözlerim yaşardı. hah. kitaptaki örnek geldi aklıma. bu sefer kesin anlarsınız. bu yoğurt meselesine dönecez sonra. arabirimlerler dolaptaki kıyafetler gibidir. o gün hangi kıyafeti (Tobject) giymek isterseniz (siz /gizli özne (Interface)) onu giyebilirsiniz. takım elbise, spor, plaj , palyaço, pijama..... ne varsa artık... şu yoğurt meselesine geri dönelim. şimdi interface i yazıyorum. -bismillah-
type
  IYigit = Interface(IInterface)
     Procedure YogurtYe();
  end;
ne baktın ? farklı mı geldi? :) Bu kadar ya. 2 satır. Dedik ya "ne" sorusuna cevap verir "nasıl" sorusuna cevap vermez diye. işte "ne" sorusuna cevap veriyor. Yiğit ne yiyecek? el cevap. Yoğurt yiyecek. yiyecek yüklem... kim ? yiğit, özne. yiğit ne yiyecek ? yoğurt,belirtili nesne oss suali gibi oldu. şimdi bu interface'i kullanan bir sınıfta burda belirtilen YogurtYe prosedürünü kendine göre yorumlayıp kullanacak. Bu kısımda "nasıl" sorusunun cevabı oluyor. şimdi düşünelim. bu interfacei kullanan bir den fazla sınıfımız varsa ne olur? cevabı basit. "ne" sorusuna karşılık birden fazla (nesne sayımız kadar) "nasıl" cevabımız olur. örnek mi?
  TFatihSultanMehmet = Class(TInterfacedObject,IYigit)
  public
    Procedure YogurtYe();
  end;

  TKanuniSultanSuleyman = Class(TInterfacedObject,IYigit)
  public
    Procedure YogurtYe();
  end;
Yukarıdaki kodlarda iki tane yiğidimiz var ve bu yiğitlerimizin ikisi de IYigit arabirimini kullanıyorlar. Yani iki nesnede de YogurtYe prosedurumuz var ama bunların gövdeleri kendilerine özel.
procedure TFatihSultanMehmet.YogurtYe;
begin
  Showmessage('Önce Kaymağını Ye')
end;

{ TKanuniSultanSuleyman }

constructor TKanuniSultanSuleyman.Create(Stil: String);
begin
  Showmessage('Bandıra Bandıra Ye')
end;



Yahu iyi de ne işimize yaradı bu şimdi derseniz mesela şöyle bir kod yazabilirsiniz. yukarıdaki "istediğiniz kıyafeti giyebilirsiniz" örneğini hatırlayın.
procedure TForm1.Button1Click(Sender: TObject);
var
  Yigit :IYigit;
begin

if  RadioButton1.Checked Then
  Yigit := TFatihSultanMehmet.Create()
else
  Yigit := TKanuniSultanSuleyman.Create();

Yigit.YogurtYe; 

end;
eğer Yigit := TFatihSultanMehmet.Create() satırı çalışmışsa ekranda "Önce Kaymağını Ye" mesajını görürüz aksi takdirde "Bandıra Bandıra Ye" mesajını görürüz. Bunu sağlayan satıra dikkat edin. Yigit.YogurtYe; daha bir çok özelliği mevcut ama şimdilik bu kadar yeter diycem ama bir kaçını söylemeden edemiycem. - bir sınıf birden fazla interface kullanabilir. TKanuniSultanSuleyman = Class(TInterfacedObject,IYigit,IYigit2,....,xxxx) gibi -Birden fazla interface kullanıldığında aynı isimler varsa bunlara lakap verilebilir -Her interface'e GUID numaraları verilmesinde fayda var. .net için gerekli olmasada win32 için gerek olabilir. -as, is operatorlerini kullanabilirsiniz. -google :) bu da hazır yapılmış bir örnek constructor Create(Stil:String); satırı biraz gereksiz oldu gibi ama bu satır olmadan ctrl + space'i bi türlü çalıştıramadım. unit Unit1; interface uses Windows, Messages, SysUtils, Variants, Classes, Graphics, Controls, Forms, Dialogs, StdCtrls; type IYigit = Interface(IInterface) Procedure YogurtYe(); end; TYigitlerinAtasi = class(TInterfacedObject) private fStil:String; end; TFatihSultanMehmet = Class(TYigitlerinAtasi,IYigit) public Procedure YogurtYe(); constructor Create(Stil:String); //bunlar olmadan kod tamamlama bir türlü aktif olmadı nedense end; TKanuniSultanSuleyman = Class(TYigitlerinAtasi,IYigit) public Procedure YogurtYe(); constructor Create(Stil:String); //bunlar olmadan kod tamamlama bir türlü aktif olmadı nedense end; TForm1 = class(TForm) Button1: TButton; RadioButton1: TRadioButton; RadioButton2: TRadioButton; procedure Button1Click(Sender: TObject); private { Private declarations } public { Public declarations } end; var Form1: TForm1; implementation {$R *.dfm} procedure TForm1.Button1Click(Sender: TObject); var Yigit :IYigit; begin if RadioButton1.Checked Then Yigit := TFatihSultanMehmet.Create('Önce Kaymağını Ye') else Yigit := TKanuniSultanSuleyman.Create('Bandıra Bandıra Ye'); Yigit.YogurtYe; end; { TFatihSultanMehmet } constructor TFatihSultanMehmet.Create(Stil: String); begin fStil := Stil; end; procedure TFatihSultanMehmet.YogurtYe; begin ShowMessage(fStil); end; { TKanuniSultanSuleyman } constructor TKanuniSultanSuleyman.Create(Stil: String); begin fStil := Stil; end; procedure TKanuniSultanSuleyman.YogurtYe; begin ShowMessage(fStil); end; end. bu da dfm dosyası object Form1: TForm1 Left = 216 Top = 140 Width = 696 Height = 480 Caption = 'Form1' Color = clBtnFace Font.Charset = DEFAULT_CHARSET Font.Color = clWindowText Font.Height = -11 Font.Name = 'MS Sans Serif' Font.Style = [] OldCreateOrder = False PixelsPerInch = 96 TextHeight = 13 object Button1: TButton Left = 48 Top = 176 Width = 217 Height = 25 Caption = 'afiyet olsun' TabOrder = 0 OnClick = Button1Click end object RadioButton1: TRadioButton Left = 40 Top = 120 Width = 225 Height = 17 Caption = 'fatih sultan mehmet yiyişi' Checked = True TabOrder = 1 TabStop = True end object RadioButton2: TRadioButton Left = 40 Top = 144 Width = 209 Height = 17 Caption = 'kanuni sultan süleyman yiyişi' TabOrder = 2 end end

04 Ekim 2005

eee ! ne de olsa ab' ye girdik

http://www.milliyet.com.tr/2005/09/27/son/sonyas01.html http://www.skyturk.tv/h_45731_7.html http://www.haberturk.com/habermetni.haberturk?@=199500&c_id=

ab(i), nedir bu?

yahu ya biz salağız ya da ab'den bakınca öyle görünüyoruz. neydi dün kü o trafik anlam veremedim bi türlü. ortaya bi avusturya çıktı sonra güya ingiltere avusturyayı bu kararından vazgeçirmeye çalıştı. ingilizlerin ırakta ne haltlar karıştırdığı geçen haftalar da açıkça meydana çıkmıştı zaten. hadi geçtim tüm bunları. biraz hafıza tazeleyelim. biz 14 kasımda neden sevinmiştik ? tayyip amca kızılayda neyi kutlamıştı ? 17 Aralıkta 3 ekim için söz almamışmıydık biz avrudapadan ? ab(i), söz vermişsin daha avusturyayı önümüze neden koyuyorsun ? viyana kuşatmasından kalma bi karın ağrısı mı var? avusturya bizden korkuyor mu? senin söz vermen bu şekil de ise müzakerelerin sonucunu ben düşünmek bile istemiyorum ve şunu söylemek istiyorum. ab'ni al da başına çal.

30 Eylül 2005

ufacık bir yüreğe bu kadar yüklenilmez ki bilader !

Herşey çok güzeldi aslında ama malesef herşey başladığı gibi tatlı bitmiyor. Güzelliklerle dolu bir günün son saatleri size cehennem azabını yaşatabiliyor. Üstelik bunu hemencecik yapmıyor. Bu acıyı daha ii hissedebilmeniz için ağır ağır hareket ediyor. Eminim dün gece 5 yıl yaşlanmışımdır. Varan 1 : Aslında "tam da dişime göre" bir rakip olarak nitelendirdiğim Coderlord ile tavlada kapışmaya başlamıştık. Mücadeleyi de fena götürmüyordum yani... Bir taraftan nargile, bir taraftan gs maçı, bir tarafta muhabbet bir tarafta tavla derken eğlenceli geçen dakikaların ardından acı gerçekle karşılaştık birden. Mücadeleyi 5-4 kaybetmiştim. Olsun "yenildik ama ezilmedik" cümlesini kullanarak başımız dik ayrıldık tavla masasından ama meğerse bu olay sadece bu kötü olaylar zincirinin en başındaki halkadan ibaretmiş. Varan 2: Galatasaray uefa ya veda etti. Bu konuda yorum yapmak bile istemiyorum. Gecenin en kötü anıydı benim için tromsonun attığı gol. Bi uefa şampiyonuna yakışmadı hiç. hem yenildik hem de ezildik :( Varan 3: Büyük konuşmak nedense bana hiç yaramıyor. Dün akşam Coderlord ogame hakkında birşeyler söylerken -filomunda hava da olmasının büyük etkisiyle- "filomu uçururlarsa oyunu bırakırım" gibi bi laf ettim ve eve gelince Ali Usta'dan bir mesaj geldi.
Filona elveda diyebilirsin. Birisi aydan takip etmis. Filo indikten 9 saniye sonra 1752 komuta ile düşman filosu geliyor.
Saat : 23:00 9 saniye... 1,2,3,4,5,6,7,8 ve 9... Çok kısa bir süre. Önce aliyi saat 1.30 da kadar ayakta tutabilmek için büyük gayret sarfettim. Sürekli mesajlaşmalar, bir taraftan dualar... "bu yürek kaldırmaz bu kadar acıyı bir gecede" dedim ama kimseye dinletemedim. Saolsun ali, 9 saniyeyi yettirdi ama malesef gerekli deut olmadığı için filomu savaş tanrılarına kurban vermek zorunda kaldım.
Üzgünüm sado, 9 saniye yetti ama malesef deut olmadığı için filo havalanamadı 1:35
Tek tesellim gezegende oluşacak olan bir aydı ama malesef o da oluşmayınca bir darbe daha almış oldum. Şu an oyunu bıraksam mı bırakmasam mı duygularını arasında gidip gelmekteyim. "devam et" diyen tarafımın en büyük kozu şüphesiz nanit 3. :) "yenildik ama ezilmedik" dipnot: alicim, hızı düşürseydin ya :) Varan 4: Bu saate kadar beklemişken bari şu bizim 17 yaş altı millilerinde maçını izleyeyim dedim. Brezilyayla yarı final maçı ve herkes ezip geçeriz diyor brezilyayı. İlk defa brezilyayı yeneceğimizden dolayı bende çok heyecanlandım ve başladım maçı izlemeye. Daha 14. saniyede brezilya 1 - 0 öne geçti malesef. Sonra 2 - 0 ve sonra 3 - 0. Sonra birde kırmızı kartla devre arasına 10 kişi ve 3 - 0 yenik durumda girdik. Aslında bizimkiler çok iyi oynuyordu fakat (özellikle nuri) bir türlü şansızlığımızı yenemedik. Ben maçtan ümidimi kesmiş bir şekilde yatağa uzanırken bir ara günetikinin "gooooollll" diye bağırmasına uyanmışım. içimden "yahu ne bağırıyorson. 3 - 1 oldu durum. sevinecek ne var?" derken durumun 3 - 3 olduğunu söyleyince güntekin birden şok oldum. 10 kişi maçı 3- 0 dan 3 - 3 e getirmişti. helal olsun dedim. 4. golu ise bir çok fırsatta bir türlü bulamadık. malesef 90. dakikada brezilyanın 4. golu bulup maçın sona ermesiyle bu güzel mücadele sonuçsuz kalmış oldu. tek sevindiğim husus bu takımdaki 6 kişinin galatasarayda oynaması oldu. "yenildik ama ezilmedik" Ha geyret 4 sene sonra tekrar uefa şampiyonu olacaz....

28 Eylül 2005

27 Eylül 2005

Delphi Roadmap

  • Dexter (end 2005) will have ECO 3 (with ECO Basic in all Delphi editions), specific support for 64bit .net, a full-blown version of Together for Delphi, focus on performance and quality.
  • Highlander (2006) will support net 2.0 and provide a VCL for .NET 2.0, VCL for Compact Framework, support for 64bit .NET 2.0
  • Delphi for Vista (2007) will include a VCL for Avalon and Indigo support
  • Delphi/C++ for win64 (circa 2007): the name says it all

http://delphi-notes.blogspot.com/2005/09/ekon-9-keynote-by-davidi.html

26 Eylül 2005

apo'yu da everdik

showmessage('allah kolayliklar versin, bi yastikta kocatsin...'); not: sakın ha sakın çerkezlerden kız almayın !

E-devlet kapısında Linux - MS savaşı

E-Devlet Kapısı ihalesinde en iyi teklifi SBS-Meteksan konsorsiyumu 17 milyon 450 bin Euro olarak verdi. Koç Sistem -Sentim-Cybersoft - 19,450,000 Euro, Oytek - 19,850,000 Euro, Havelsan ise 25,000,000 Euro teklif verdi.
yukarıdaki alıntı bu sayfadan. burda dikkatimi çeken husus en ucuz teklif veren firma microsoft çözümlerini kullanmış diğerleri ise linux. gerçi bu tip projelerde maliyetin asıl unsurlarından değildir lisans ücretleri ama yine de ilginç bana göre :) Neyse beni çok fazla ilgilendirmiyor ama birkaç şey söylemeden de geçemeyeceğim. 1-Gönlüm ihalenin linux + java çözümü sunan firmalardan birinde kalması 2-bu proje çoooooook ama çoooooooooooooooooooooooooookkk uzar ve belirtilen maliyetlerde kesinlikle bitmez. bırakın hesaplanan maliyeti aşmayı proje biterse şaşarım :) 3-ihaleye giren firmaların hepsinin yarım bıraktığı, eline yüzüne bulaştırdığı bir sürü iş var. koçsystem : devlet hava limanları -program hala çalışmıyor- meteksan : yazdıkları bi crm var. yıllardır devam ediyor sentim : aile hekimliği için yazdıkları uygulama hala bitmedi. havelsan : başarılı bir işini bilmiyorum oytek : ??? belki bu firmalar biraz akıllanmış olurlar da bu işin içinden başarılı bir şekilde çıkarlar. bu arada siemens neden bu işe girmemiş merak ettim doğrusu :) //düzeltme : sbs = Siemens Business Services :)

24 Eylül 2005

Hala .NET'le Tanısmadınızmı?

mail kutuma gelmiş. sevgi@i-con.com.tr adresinden gönderilmiş. cevapla dedim ve aşağıdakileri yazarak geri gönderdim.
siz de henüz türkçeyle tanışmadınız galiba ? "mi" soru eki herzaman ayrı yazılır. kendi dilini bile doğru dürüst bilmeyen bir zihniyet bir programlama dilinin eğitimini nasıl ne düzeyde verebilir ?
benim yazılarımda bir sürü yazım hatası bulabilirsiniz fakat siz bir kurumsanız türkçenize biraz daha dikkat etmeniz gerekir. hele ki başlığa .... insanı uyuz etmeyelim lütfen...

22 Eylül 2005

ne şirin şeyler bunlar yaw

Soldan sağa ; cim ,asmakilit , vişne ... http://www.blogcu.com/asmakilit/59391/ yine bu blogdan arakladığım bir şey :)
Blogcunun aşk şiiri
Yaşanılanları Kontrol-S ile kaydedip, Kontrol-Z ile geri yaşıyorum Ben sevdamı download edip masaüstüne alıyorum. En çokta ekranı kapladığın o anı özlüyorum Italik yürüyüşlüm, Bold bakışlı sevdiğim... Öyle bir halt yedim ki, sakın affetme beni Simge durumuna küçült, saatlerce beklet beni Tüm sistemlerimi çökert, Ziple sıkıştır ve parçala Alt F4 ile kapat, Shift ile değiştir beni Kedinin mousela oynadığı gibi oyna, Manzaralı mouse pedinde gezdir beni Yeni bir pencere açalım ve unutalım her şeyi Geri dönüşüm kutusuna gönderelim maziyi Kısa yol oluştur fazla bekletme bu seveni En çok Flash Animasyonlu halini özlüyorum PC görünüşlü, Mac duruşlu sevdiğim Kalpten kalbe bağlantım bağlantısı yapılır Kapanır kapılar, ağa oturum açılır Sevdamız monitöre saniyelerle yazılır Disconnect olursam beni yine arar mısın? Masaüstünde bulamazsan belgelerime bakar mısın? Yokluğunda erişim paketi teselli olmasa da Değişiklikleri kaydedip, yeniden bağlanır mısın?
anonim

21 Eylül 2005

Nostalji Tam Gaz

Clementine ' a ile devam ediyoruz. fazla söze gerek yok http://arioch.alengir.org/clementine/Clementine1.zip http://arioch.alengir.org/clementine/Clementine2.zip http://arioch.alengir.org/clementine/Clementine3.zip gerci konuşmalar fransızca ama başlangıç kısmını bile izlemek insanın derinlere dalmasına yetiyor...

Nostaljiye devam

tsubasa
kalimero
esteban
nils ve uçan kaz
denvır
yahu sayfaya girdim çıkamıyorum. tüm bytlarını teker teker gezdim. müziklerini indirdim dinledim. hey gidi günler hey bea !. 4 saatin nasıl geçtğini anlamadım. az kalsın filoyu kırıyorlardı yaw :) ben gezdim sizde gezin ... http://albator.com.fr/AlWebSite/desintro.php http://membres.lycos.fr/albatorunivers/ sayfalar arasında dolaşırken resimlerin birinde bulunan tv logosu dikkatimi çekti. Kanal 7 nin eksi logosunun aynısı. -ilk gördüğümde logoyu beğendiğim için hafızamda yer etmiş.- "bi yerden aşırmasanız şaşardım" diyordum ki hemen alttaki resimlerde "Show Kids" ve TRT logolarını görünce birazcık utandım. :( http://albator.com.fr/AlWebSite/dessins9.php

Nostalji

allah allah. indirirken "acaba o mu?" dedim ve heyecanlı bekleyişin ardından mp3 ü çok kısa bir süre winampa sürükleyip bıraktım ve play tuşuna bastım. evet oydu. bir an duraksadım. siyah beyaz tvde yakari izlediğim günler canlandı hafızamda. nasılda severdim bu çifgi filmi... belki şimdi izlesem çok mantıksız gelecek ama o zamanlar bayılıyordum ya buna.... mp3'u buraya koyuyorum. isteyen çeksin dinlesin, maziyi hatırlasın yaw :) bir kaç hafta önce izlediğim bir belgeselde de ilginç bir bilgi öğrendim. paylaşayım dedim. Redkit bir fransız çizgi filmiymiş ve amerikada ki kovboyların hiçbiri Redkit ve düldülü tanımazlarmış.... İlginç (by adnan) :)

Zenginin malı...

Sömürge [X:XXX:X] de 09-21 00:01:15 itibariyle mevcut olan hammadde Metal: 38989300 Kristal: 12275000 Deuterium: 5745080 Enerji: 2596 Casuslugu engelleyebilme sansi:3% gunlerdir 1.4 m deutu satıp 3 milyon metal almak için atmadığım taklam kalmadı. adam yığmış sömürgeye 65 milyon madeni.. zenginin malı züğürdün bloğunu yoruyor.... cık cık cık... bu da anet haber grubunda çıktı karşıma
Ogame 4. evren galaksi haritası EXCEL Formatındadır. Filtreleme ile bakmanız tavsiye edilir, kayıt sayısının fazlalığı nedeni ile yavaş çalışabilir. Çıkaralı 2-3 ay olduğu için güncelliğini yitimiştir. Bu haritayı çıkartan kodların asp satış fiyatı 20 ytl dir :) Benzeri diğer uygulamalar için bakınız oyun grubu :) ------------------------------------------- Filo saldırı hareketinde sms uyarı programı İmparatorun gözü ------------------------------------------- detaylı bilgi için axxxxxxx@hotmail.com MSN adresim.
gerçi benim şimdilik ihtiyacim yok. kafama esince cepten saldiri varmi yok mu bakabiliyorum. tek kotu tarafi filoyu kaldiramiyorum. bu problemi de nette başıboş gezinen bi arkadaş bulup "filoyu kaldırır mısın?" diye rica edip çözüyorum.

20 Eylül 2005

signal xperience reklami

reklam gayet hoş olmuş bence. muzik yıkıyor zaten :) çarpışmalardan sonraki "uy,uy" sesleri güzel oturmuş. gerçi reklamın close up reklamlarından aşırma olduğu söyleniyor ama close up reklamlarını görmediğim için birşey diyemiyorum. videosunu www.reklampark.com dan indirdim. uye olmak istemeyenler buradan indirebilirler...

oldu canım


ilginç bir uyarı
Originally uploaded by sadettinpolat.
hemen alıyorum makmuzu oradan :)

Hagi Hagi Hagi

Ümit KARAN lige fırtına gibi girince herkes geçen sezon Hagi'nin Ümiti neden takımda tutmadığını ve başarılı bir hoca olmadığını söylüyorlar. Belki hagi henüz hoca olamadı ama geçen sezon gayet başarılıydı ve tüm imkansızlıklara rağmen şampiyonluğu son maçlarda kaybetti. Üstelik yönetim bile destek olmazken kendisine bu başarıyı sağladı. Kaldı ki Terim'in kadroya almadığı futbolcuları tekrar kadroya alarak eldeki imkanları en iyi şekilde kullandı. Bu mantıkla gidersek Terim'de iyi bir hoca değil. Hem Ümit Karan -gerçi bundan sonra performansı düşer ama- bu sene bu kadar istekli ve hırslı oynuyorsa bunda en büyük etken Hagi'nin Ümit'i ankaraya göndermesidir. Bunu zaten bir röportajında ümitte söylemişti: "Aklım başıma geldi."

19 Eylül 2005

Asım nerdesin ?

bak okullar da açıldı ama sen hala yoksun ortada. yapacak bi sürü iş var. di gel hadi...

Aldigim kilolarin nedeni bunlar mi yoksa?

son bir aydir 5 kilo almisim. resimde gorunen bu bos dondurma kutulari bunun nedenini acikliyor galiba :)

18 Eylül 2005

Flickr

bir ara uye olmayi denedim ama beceremedim :( ali usta olaya el atti ve isminin sonundaki "usta" kelimesinin o yörüngede bosuna durmadığını bir kez daha bize göstermiş oldu :) kameramla gördüğümü çekerim galerisi artık bu adresten devam edecek.

Hoş bir blog

Blog kardeşliğinin linkinden kazara gittim ama hoşuma gitti, ekleyeyim dedim. yeni eklediğim scripti de ordan arakladim sayilir :) http://esatergun.blogspot.com/ http://esatergun.blogspot.com/2005_06_01_esatergun_archive.html - Hep aynı nakarat..!

17 Eylül 2005

webdersleri.com ve yaşlanma efekti

Yol maceraları bitmez. Şöyle ciddi mesai verilse tvdeki sözde gezi/macera programlarına kök söktürecek içerik bile çıkartılabilir ama şimdilik bu meseleye girmiyorum zira önce telif hakları sorununu çözmem lazım. Mesela bi "cebit" olayı varki başlı başına bi program eder ve reytinglerde emin olun tavanda gezer ama sonra ali usta hakkımda maddi manevi tazminat davası açabilir ve olayin kahramanlarindan biri olduğunu iddia edip reklam kazancından pay isteyebilir. Davanın konusu "haksız rekabet" mi olur yoksa "telif haklarını ihlal" mi olur bilmiyorum ama açar yani. Kaldi ki olay mahalinin içinde bulunuyor. "Hamza! şunu işleme koy demesi" yeterli zannumca... Bahsi geçen yolculukta gözüme Nilüfer firmasının çıkartmış olduğu Gezgin adlı derginin 2005 eylül sayısı çarptı. -bu tür dergileri neden çıkartırlar anlamam- Şöyle bi göz atarken orta sahifelerine doğru tanıdık bir sitenin tanıtımını gördüm. Webdersleri.com Bir hayli zaman önceydi malina ve web dersleriyle tanışmamız. İlk zamanlar siteye birkaç photoshop yazısı ile katkıda bulunmuştum. Okul zamanında ise yoğun isteğimiz üzere forumda açılan "bekar ve öğrenciler için pratik ev ve yemek işleri" bölümü ise biz hazır çorba yapmaktan aciz insanların "ruhsal ve bedensel kastamonu kır pidesi komasına" girmemize engel olarak damak tadımızı zenginleştirerek bize katkıda bulunmuştu. -Kurufasulye yapmasını ordan öğrenmiştim- Siteye katkıda bulunan bir diğer arkadaşımız ise Sherlock'tu. O zamanlar ps'cilerin tam bir baş belası durumunda bulunan türkçe karakter sorununa, macromedianın fontographer (programın adı yanlış olabilir) programıyla türkçeleştirdiği fontlarla çözüm getirerek bizlerin hayır duasını almıştı. Aradan belkide 6 yıldan fazla geçti ve ansızın insanın karşısına çıkınca -gerci bizim adimiz sherlock gibi yazıda zikredilmese de- bi tuhaf oluyo işte :)
belki sherlock bu dergiye para verip sahip olmak ister düşüncesiyle dergiyi otobüsten yürüttüm ve kendisine haber verdim. Şimdi ise gelecek teklifleri bekliyorum :) dipnot: sherlock, meshur oldun artık. telefon numarasını vermeyen kisiler bundan sonra senden imzali foto almak icin kuyruk bekleyecekler :)

Delphi Man vs. Dr. DeadLine

ne bu ya ? borland oyuncak işine girecek bu gidişle... delphiman, dr.deadline, yakında actionman, barby falanda çıkar. oh ne ala memleket :) bu işler hepten çocuk oyuncağı oldu valla ... http://www.delphisuperhero.com/

13 Eylül 2005

Şefaat Ya Resulallah

Evliya Çelebi gibi klavyemizden kaçırmadan bir an önce doğrusunu yazalımda yazıya devam edelim, ne olur ne olmaz. Haydin, hep birlikte, bir daha ! Şefaat Ya Resulallah Şu bir hafta içinde Ankara - Osmaniye Ankara - İstanbul Ankara - Düzce yaptım geldim. Pazar gecesi istanbulda ve dün gece yatabildim yatakta. Diğerlerini koltukta geçirmek zorunda kaldım. Havada leylek gormus gibi dolasiyoruz ama rotamizi bi turlu rizeye denk getiremiyoruz nedense. O kadar cok yolculuk yapmaya basladik ki bu aralar kaptan ve hoslarla ahbap,çavuş olduk nerdeyse. Kaptanın, "sado, gel lan ! aksaray, pozantı arasında sen devam et" demesinden korkuyom. Eskiden 0 403 üstüne rahat araba tanımazdım ama şimdilerdeki setralar manyak arabalar. Koltuklar rahat, ust kismi cam yildizlari sayiyorsunuz, koltuklarin arkasinda 3,4 değişik kanalda müzik yayını var, kucuk ama sayica fazla tvler v.s. v.s. bunun yaninda ise yeni cikan mercedesler (travego) bana gore tam bir trıvırı olmuşlar. Setra, "olay budur" demiş şimdilik. Guneye giderken genelde Çayırağası firmasını tercih ederken, marmara tarafına Nilüfer i tercih ederim. Çayırağasının hizmeti oldukça ii ama malesef ilk başlarda süper hizmet var dediğim nilüfer artık eski tadında değil. bundan sonra nilüferi tercih eder miyim bilemiyorum. gerci hala nilüferi tercih etmem için 2 önemli neden var. 1- yastiklari 2-araçların tamamının travego olması. Neye bineceğiniz belli en azından. Firmanın size süpriz yapma şansı yok. Bursa'dan ankaraya geliyorum, yolculuk rahat olsun diye metrodan aldım bileti. bi araba geldi, evlere senlik.. Koltuğun arkasında küllük var yaw. Araba benden yaşlı. Rüyadayım diye düşündüm ama malesef gerçekti. Lanet ettim metroya... Ulusoyun tesislerinden sonra gordugum en iyi tesisler aksaray ağaçlı dinlenme tesisleri. Gayet hoş yapmışlar. Tabi ozel arabayla giderken "nerde kamyon orda mola" mantığını kazanmakta fayda var. tabi sofore fazla yemek yedirmemek kaydıyla :) Neyse otobus saati geldi ben kacar.. yok yaw o kadar da degil. birazdan mac basliyor. şevçenko amcamın şovunu kaçırmayalım di mi ? :D

12 Eylül 2005

küçücük bir soru !

... ... ... ya da şöyle diyeyim: güven nedir? [EOF]

İlan-ı Veda...! ! ! ! ! !

Saldım Seni Deryalara; Nasıl başlayacağımı bilmeden geçtim ekran karşısına, ipin hangi ucundan tutulur bilmem böyle zamanlarda. Hisleri yazıya dökmek hiç bu kadar zor gelmemişti bana ve hiç bu kadar anlamsız bir hayatım olmamıştı son zamanlar... Yanlış zamanları yaşamak ne zor; içimdeki seni bile koruyamadım bak... Kendimi sorguladığım bir vakitti, bana gönderdiklerini okuduğum an... Her bir sevgi sözcüğünden, bir kolye yaptım kendime; hiç çıkarmamak adına ve yüzlerce kolyem var boynumda senden armağan, avuçlarıma doldurduğum gülüşlerinse hala sıcacık; kaybetmek korkutuyor beni: Çünkü bir umuttu bana gülüşlerin; karanlığın ortasına açılan bir ışık, çıkmazlardaysa bir kapı. Sen, yeniden sevmeyi öğreten; sen, hayatımın en anlamlı son perdesi... İpin hangi ucundan tutulur bilmem böyle zamanlarda; hiç tutabileceğim bir ipim olmadı benim. Ben at üzerinde koştururken, dizginler hep başkalarındaydı... Oysa ne çok sahip olmak istedim, ne çok yön vermek istedim yaşantıma... İpin hangi tarafı daha çok acıtır bilemedim... Hep ucunu gösterdiler bana; ben onları tutmaya odaklanırken ne çok yuvarlandım, ne çok düştüm hayat yolundan; kanayan yaralarımı silen dahi olmadı... Her seferinde fırlattı üzerinden hayat beni... Ne “at” sevebilmişti beni; nede ben kendimi... Öyle zamanlarda tanıdım seni, armağan ettiğin kolye hala boynumda, hiç çıkarmadım... Böyle benimsedim sevgini, belki gerçekleşmeyecek bir hayal ürünüydü ama; ben o hayali çok sevdim... Şimdiyse biz bizden çok uzakta... Ne kadar istesem de sevdana cevap veremiyorum... İhtiyaç duyduğun anda bile yanında değilim, olamıyorum... Olmak istemediğimden değil bu, dizginleri kavrayamadığımdan, haklıydın oysa; insan sevdiğinin yanında olmalıydı, bu bir sebep değildi, ama binlerce sebep tutuşturdular elime, hangi yola baksam sensizlik, hangi parçayı dinlesem ayrılık, hangi yöne çevirsem gözlerimi; göremiyordum ki seni...Oysa bir gülüşüne binlerce ömür feda etmek isterdim, gözlerindeki bir ışıltıyı yakalamak için, güneşten bile vazgeçerdim... Olmuyor be gülüm; olmuyor...! Sen orda bir haber diye üzülüp beklerken, ben burada haber verememenin sıkıntısını yaşıyorum... Sen sesimi duymak isterken, bense gözlerini arıyorum, bütün bunlar yetmezmiş gibi; birde hayatın zorlukları, baskıları biniyor üzerime... Bunları hak etmedin biliyorum, en çok seni üzdüğüm için kendime kızıyorum, hani diyorum ya keşke istemekle olsaydı, inan çektiğin acıları, yalnızlıkları ve hatta tüm sıkıntılarını, yudum yudum içmek isterdim... Sana, içimdeki varolan sevgi selinden bir köprü inşa etmek isterdim... İstemekle olsaydı eğer; sana bu acıları hiç yaşatmamış olmayı isterdim... Ama artık seni sana armağan ediyorum... Bunu her ne kadar anlamasan da ve ben bunu ne kadar anlatmaya çalışsam da; bunun ne kadar acı vereceğini bilmiyorum sanma... Benimleyken daha büyük acılar çektiğini görebilecek kadar sağlam gözlerim; içimdeki seni; sensiz yaşatmanın zorluğunu bilerek, kabul ediyorum, oysa Pamuk Prenses ile onu uyandıran Prens misali bitmesini isterdim hikayenin, gözlerimi açtığımda ilk seni görmek isterdim; ama biz Leyla ile Mecnun olabildik ancak; uzaktan sevebildik birbirimizi... Sana daha fazla acı vermek istemiyorum artık... Çıkmazlarla dolu olan hayatıma seni ortak etmek istemiyorum... Ve bunu anlamanı beklemiyorum, henüz ben bile anlamış değilken! İsteğim acılarına son vermek ve tek bildiğim zaman geçtikçe bunun daha zor olacağı... Gözyaşı değmiş dudaklarınla bana; “bir daha arama” derken, haklıydın aslında... Çok düşündüm bende, kangren olan kolu kesmek mi? Yoksa vücudu kaybetmek mi? Hangisi daha zordu? seninle kalıp seni daha fazla yaralamaktı benim için zor olan... Bilsen, ne zor gitmen gerektiğini bile bile 'kal' demek sana... Ne zor, senin için bu dünyadaki mutluluğun beni hayatından silmek olduğunu bilmek... Üzülmeni, incinmeni asla istemediğim halde, bunu sana yaşatmak, mecbur olduğumuzu görmek ve sana bunları söyleyemeden 'arkana bakmadan git ' demek... ' Beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa' demek sana bilsen ne zor... Beni çekip alıvermek yüreğinden; Sen hala yüreğimdeyken, ellerimi ellerinden çekmek; sıcaklığın hala tenimdeyken, yokluğuna alışmak ne zor... Beraber yürüdüğümüz yollarda, iki yabancı gibi karşılaşmak ve bakamamak gözlerine bilsen ne zor, senin için çarpan kalbime; sensizliği anlatmak ne zor... Senden serenat istemiştim hatırla; hatta “ilan-ı aşk”. Bak işte; ancak “ilan-ı veda” edebiliyorum sana, sevgimi duyurmak isterken milyonlara, düştüğüm bu durumda sadece acılarımı anlatabiliyorum; neden mi? İnan hiç bilmiyorum... Mutluluğumu duyuramadım ama; acımı herkes duysun istiyorum... Hak etmediğim bir mutluluktun sen; yıllar geçse de hak edemeyeceğim kadar büyük bir mutluluk olarak kalacaksın içimde... Biliyordum oysa; başka bir lezzet vardı senin tadında; hiç unutamayacağım, ama asla sahip olamayacağım bir mutluluk... Sevdan fazla büyüktü bana; ben içinde ufaldıkça ufaldım, alışkın değildim böyle sevilmeye; süt dökmüş kediye döndüm, bocaladım, şaşkına döndüm sarhoşluktan; oysa içmeyi sevmem, ama iliklerime kadar sarhoştum yanında, belki saçmalamam bu yüzden, bocalamam bu yüzden; işte tek anlayamadığın buydu senin, ya da benim anlatmayı beceremediğim... “ Eğer sevdiğin için bir şey yapamıyorsan; bunu yapacak birilerine bırak...” K.M.’nin bir sözünde buldum gerçeği... en büyük fedakarlıktır bu aslında... Sevdiğin için her şeye katlanmak, onun mutlu olabilmesi için salıvermek dünyaya... Ben bunu beceremedim sana karşı; senin gibi ender bulunan bir insanı kırdım; belki de daha fazlasını yaptım, kalbinden yaraladım... Kırık kalbini alıp, sana kalbimi vermek isterdim ama benimki yıllardır kırık... İşte balığım, avuçlarımdaydın uzun zamandır, rengin soldu ellerimde, üşüdün belki de, soluksuz kaldın, benimle gülemedinse de, benimle ağladın; ama yinede tüm yüreğini koydun, tüm çaresizliğine rağmen... Bu güzelliğe karşı yapabileceğim tek şey seni sorunlarından (kendimden) arındırabilmek... Şimdi yüzgeçlerinden, hiç doyamadığım gözlerinden öpüyorum seni, hadi ıslat bedenini, soğuk ve engin sularına koş, nefes al yeniden; bu “Derya” yı unut “Deniz” kalsın sadece yüreğinde, ama asla suçlama beni, arada bir kaldır başını, iyi olduğunu haber ver, sıkıldığında dök içindekileri, bende yazıyor olacağım burada hayata dair; ve ellerimde, son çırpınışından kalan birkaç değerli pullarınla avunuyor olacağım... Ve her gün bakmaya doyamadığım gözlerin gelecek bana, ve ben her seferinde öpüp salacağım seni, sonsuz derin okyanuslara... Her şeye rağmen bari sen mutlu ol şeker; denizler senin olsun, kocaman yüreğin kadar, kocaman deryalar seni bulsun... Senden son dileğimdir affetmen beni, affet bebeğim, affet bir tanem, lütfen affet; ben kendimi affetmesem de... Gün gelecek deniz kadar sevgim okyanus olacak, elbet bebeğim, inci tanem; seni saldığım deniz, mahşerde ikimizin olacak... Elveda gül yüzlüm, güzel gözlüm elveda sana, elveda senle gelen tüm güzelliklere... “Severken ayrılmak zorunda olanlara ithaf olunur...” Zaman durdu şimdi; artık atılacak bir tarihte yok, geçmişten avuçlarımda kalan; akıttığım göz yaşlarımdı bak kurudu şimdi; bırak göz yaşlarını artık gözlerim bile yok...! ! ! ! ! ! ! ! Gülay Morgül http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?sair=13811&siir=172552

04 Eylül 2005

Bıraaaxxx, Bıraaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaxxx !

12 yıl önce uzun 2000 ile başladığım bu maceramda çeşit çeşit sigarlar denedim. Yeni harmanlar, parlamentler, 2001ler, kameller ve daha niceleri. En son kullandığım ise kısa winstondu. uzun süredir istiyordum ama çevre koşulları pek uygun olmadığından bi türlü fırsat olmadı ama an itibariyle tam 1 ay oldu sigara içmeyeli. Çok zor oldu diyebilirim. Bilhassa yemeklerden sonra kendimle çok mücadele ettim içmemek için. Sigara aklıma geldikçe hep beynimi ve çenemi meşgul edecek birşeyler buldum :) Bazen tavan yapan nikotin ihtiyacını ise nargile ile giderdim. bi daha sigara içmeyiz inşallah ...

02 Eylül 2005

Allah korusun, kazaa'lardaaaaaan imesh'lerdeeeeeen torrent'lerdeeeeeen !

bunlar sayesinde hdd yetmez oldu insanoğluna yaw. yeter, yavaş gelin biraz. bu programlarin yapim ve yayininda kesin seagete, samsung gibi hdd üreten firmalarin barnagi vardir :) bu arada bizim ayakkabilardan hala bi haber cikmadi :( yeni bir cift ayakkabi alabilmek icin yardim kampanyasi baslatiyorum. akbank mithatpasa subesi hesap no: 59558 sadettin polat gonlunuzden ne koparsa (bak 3 aylardayiz ona gore cimrilik etmeyin.) not:avro, dolar vb. dovizler icin lutfen iletisim kurunuz. ads by sado :)